“ey şehir” diye bağırdı adam “bana adını söyle”
ayaklarının dibinden akıp gitti istanbul
üzerinden uçtu avlunun güvercinleri
önünden çağıl çağıl geçti boğaziçi
bir köşeden hüzünlü bir yalnızlık süklüm püklüm dönerken
aceleyle koşan bir korku çarptı ona
bütün yağmur etrafa saçıldı
gözlerinde susamlar havalandı bir martı endişeylyle
duvarın içinden fırlayan bembeyaz bir heykeli yalayıp bulutlara karıştı
“ey şehir” diye bağırdı adam “bana adını söyle”
“sokaklarında adını unutanların”

03.Temmuz.2007
Yıllar önce, Ankara’da yaşamaya başlamadan önce, bir şekilde 1 aylığına Ankara’da kalmam gerekmişti. Bilmediğim bir şehirde kaldığım zaman hep yaptığım şeyi, o zaman da yaptım : Kaldığım yeri merkez olarak alarak, yürüyerek, bulabildiğim tüm sokaklara girip çıktım.
Süre uzun ve mekan da Ankara olunca bu “kaldığım yeri merkez alma” durumu giderek genişledi, edinilen bir Ankara haritasıyla, gece geç ve sakin saatlerde arabayla bile bir sürü yeri dolandım. Gündüz muhabbetlerinden adını duyduğum yerleri keşfettim, Sakarya’da “Selam ağabey, aynısından mı ? ” diye müdavim kabul edildiğim bir barım bile oldu hatta
Son Yorumlar