içimde deniz yağar
siz beni yağmur bilirsiniz
incecik çizerim camlarınızı
nasılsa dindiğimde silersiniz
pencerenin arkasından seyredip
yüzyüze kaldığınızda hızla uzaklaşır
saçlarıma takılır ama gözlerime bakmazsınız
iyi insanlarsınız biliyorum, ölsem ağlarsınız
ama ben ağlasam, duymazsınız

dışarıda yağmur yağar
- rakıma kattığım tek sudur -
siz buluttan sanırsınız

Paylaşın:
  • Facebook
  • Twitter
  • Google Bookmarks
  • Tumblr
  • Print
  • PDF
  • RSS
  • Digg
  • Blogplay
  • Technorati
  • MySpace

Ankara Üniversitesi sağolsun, Bahar şenlikleri kapsamında getirtmiş Üstad’ı. Üstelik “Sadece öğrenciler girebilir.” gibi bir inadı da yok, bilet satıyorlar, herkes girebiliyor.

Üniversitede okurken, Livaneli hep gelirdi Bursa’ya. Ama bir türlü gidememiştim. Hep bir aksilik çıkardı… En yakın olduğum zaman, Kültürpark konserinde, dışarıda banklarda pturup dinlediğim zamandı. Ve hep içimde kalmıştı canlı dinleyememek. Dün gece dinledim ama.

Hiç göz kararım yoktur ama herhalde yüzlerle değil de binlerle ifade edilebilirdi dinleyiciler. “Merhaba” ile başladı konser, her şeyin başlaması gerektiği gibi, sıcak bir merhabayla. Hemen ardından şarkıda bahsi geçen “ışık seli”nin bizler olduğunu söyledi Lüvaneli. Muhtemelen oradaki gençleri kastetti tabi :) Bizim ışıklar biraz karardı artık yaş itibariyle..

Bütün türküler bir ağızdan söylendi. Zaten bir sürü yerini bize ikram etti türkülerin; nakaratları, son kelimeleri. Hatta bizim için “Önce ben sonra siz söyleyeceksiniz.” diye hazırladığı parçalar da vardı. O kadar gençle ve hatta arada bana kendimi genç hissettiren diğer misafirlerle birlikte çok güzel bir 1,5 saat geçirdik dün gece. Geleceğe olan güvenimiz tazelendi…

İlk ne zaman dinlediğimi hiç hatırlamıyorum ama ilk dinlediğim albümü bir konser albümüydü. Ve ben hep o arkadaki koroda olmak istemiştim. Dün gece oldum.

Paylaşın:
  • Facebook
  • Twitter
  • Google Bookmarks
  • Tumblr
  • Print
  • PDF
  • RSS
  • Digg
  • Blogplay
  • Technorati
  • MySpace

Ben seni unutmadım, sen de beni unutma günce. Yazmadım, ihmal ettim ama unutmadım.

Paylaşın:
  • Facebook
  • Twitter
  • Google Bookmarks
  • Tumblr
  • Print
  • PDF
  • RSS
  • Digg
  • Blogplay
  • Technorati
  • MySpace

beni ağlama bu sabah
çoğu yastığa bulaşmış makyajını daha da kötü etme
sadece baksın gözlerin, akmasın
içimdeki güneşi gözlerinle kor etme
düşme hüzn ile ellerime
parmakların eksilmesin yüzümden
beni ağlama bu sabah
dün geceyi mundar etme
çıkıp gitme böyle çıplak bu sabah
sözlerimi yasak etme
ben de seni ağlarım bak kanma gözsüzlüğüme
çok derunuma battın çıkarıp yara etme

Paylaşın:
  • Facebook
  • Twitter
  • Google Bookmarks
  • Tumblr
  • Print
  • PDF
  • RSS
  • Digg
  • Blogplay
  • Technorati
  • MySpace

Kızılırmak çalıyor: Pir Sultan’danNesimi’ye Anadolu Türküleri. Hayatımın bir dönemine mührünü basan albüm.

Çelimsiz bir adamım. Belki de çocuk. 23 yaşımdayım. Gecenin bir vakti. Tokat’ın Artova’sı. Hastanenin merdivenlerinden inip arabama biniyorum. İniyorum yokuştan, sağa dönüp Yeşilyurt’a doğru yöneliyorum. Hızlı gidiyorum, hemen ilçe bitsin, hemen ışıklar geçsin, hemen ağaçlar başlasın istiyorum. Karanlığa değer değmez arabanın burnu itiyorum kasedi teybe: lelele lelele lelele

Yavaşlıyorum. Bu saatlerde kimse olmaz zaten. Sadece farlar, ağaçlar ve karanlık. Lelele lelele lelele. Yapacak hiç bir şey yok. Bu benden çok uzak yerde, ben tam içindeyken yapacak hiç bir şey yok. Bir tek bu yol belki; gittiği yere gitmek için değil dönmek için gittiğim. Dönüşlerini, çukurlarını ezberlemişim. Aynı hızda gittiğimde hep aynı yerde aynı türkü çalıyor hatta. Şimdi şurayı dönerken, karşıda çeşme, solda çukur, yukarıda devrik kavak, kulağımda “Şifa istemem balından”.

İki dönüş sonra dururp inerim arabadan. Camlar açık. Bangır bangır bağlama, bangır bangır “diriye sayadılar bizi”. Ağaçlar seyrek burada. Koskoca gökyüzü. Ne kadar çok yıldızlar. Mont ya da benzer bit şeyi teybin üzerine örtünce işte sana zifiri karanlık. O kadar karanlık ki ağaçlar yok, Artova yok, yalnızlık yok, ben bile yokum. Tam bu anda yine “Gel oldu gidelim bizim ellere”, bizim eller yok.

Arabanın dışındayım. İsteyen çatırdasın, ulusun, pıtırdasın, bu kadar karanlıkta korkum da yok. Burası benim köşem, bu sessizlik, bu karanlık, bu huzur benim. Burada en vahşi hayvanla bile başederim. Karanlığın kendisiyim, beni gören yok. Saat artık yok. Şimdi sadece türküler; her notasını, sesinin her iniş çıkışını, her titremesiniz tezenenin bildiğim, her satırını yaşadığım. “Gözleyi gözleyi gözümü dörd eden” türküler.

Zamanı gelince, bitecek kaset, dönülecek geri. Dönerken ilerideki yol ayrımına kadar gidilecek, ağaçların arasında çıkınca basılacak gaza, yol ayrımındaki mıcırların orada yavaşlanıp yine de biraz hızlı dönülecek. Araba biraz kayarsa da heyecan işte. El, ayak, beyin izin vermeyecek tabi yine. Sinyal verilecek. Bu köyün tek sinyal vereni olarak. Bağlama hızlanmadan yola dönülecek yine. Ağaçların arasında camlar açılacak, deniz kokusu dolmayacak içeri. Bağlama hızlandığında birlikte söylenecek “Alim ne yatarsın günlerin geldi.”.

Sonra yine Artova gözükecek. Alt yoldan, bulaşmadan kimseye gidilip köyün yoluna girilecek. Şimdi tren yoluna kadar yavaş gidilecek. Sonra dolunay varsa farlar södürülecek. Gece mavisi içinde, ovanın denizine, karaya hasret bir kaptan gibi sürülecek tekne. Ne kadar yavaş gidebilirse o kadar yavaş, dalga yapmadan, kimseyi uyandırmadan. Bir önceki köye gelmeden, kavakların altında yine durulacak, tam Urfa Türküsü’nün sonundaki gazele denk getirilecek burası : ” Karşıda Fırat gördüm, ölümü anam murat gördüm, gönül derdi çekmeyen anam, görmeyen anam,  demesin ki dert gördüm.”  Bir kaç defa geri alınıp dinlecenek gazel, inceden söylenecek.

Sonraki şarkı geçilecek, sevilemedi bir türlü. Akıllı teyp, biliyor şarkı aralarını. İleri sarma durduğunda bağlama başlayacak, sonra “geldi geçti ömrüm benim, çol yel esip geçmiş gibi”. Yavaş yavaş gidilecek yine. Köyüme, Aktaş’a girerken, Artova’dan bu yana doğru olan herkes için Haydar Haydar çalacak. Sazı uzun olan. İşte köyün yolu, bu hızla gidersem yine aysını olacak. (Millet monotonluktan kaçarken, bu kadar peşinde koşmak rutinin. ) Sinyalin sesi tam iki türkü arasına denk getirilecek. İşte bağlamalar, işte köyün iki sokak lambasından biri. Hangisinden dönersen lojman zaten. Tam parka girdiğim anda koro başlayacak “Ondörtbin yıl gezdim divanelikte, Sıdk-ı ismin duydum pervanelikte, İçtim şarabını mestanelikte, Kırkların ceminde dara düş oldum.”.

Kaset bittiğinde yine o sessizlik, yine o terk edilmişlik, yine o aşina karanlık. Ama bu sefer uzaktan gelen tek tük ışıklar. Bu sefer çok uzun arabadan lojman kapısına kadar olan iki adımlık yol. Sağdan soldan çıtırtılar, uğultular, takırtılar, sanki hepsi benim peşimde. Koşar adım varılan kapı, açılan kilit, çekilen sürgü. Koşarak gidilen oda, kapanan kapı, yakılan ışık. Dünyanın en parlak 40 mumluk ışığı. Aydınlık içinde karanlıksızlık, odam, yatağım, tek kanalı bazen çekebilen radyom; yuvam.

Şimdi sobaya odun atılacak ve tavanda dans edecek turuncu ışıklar, yatak açılacak ki ısınsın içi de. Sadece kapakları olan dolabın duvarına çakılmış çivilerine, dikkatlice asılacak çıkardığım giysiler. Çıplaklığımı gösterecek tek bir aynanın bile olmadığı odada üzerimde nasıl durduğu önemsenmeden giyilecek pijamalar. Işık kapatılacak. Yatağa yatılıp yorgan çekilecek üzerime. Hayır. Kendime söz verdim Cihangir, buradan gidince kadar ağlanmayacak.

Turuncu kıyafetleriyle semah dönerken tavanda bacılar, dudaklarım kendi kendime bir ninni mırıldanacak: Lelele lelele lelele.

Paylaşın:
  • Facebook
  • Twitter
  • Google Bookmarks
  • Tumblr
  • Print
  • PDF
  • RSS
  • Digg
  • Blogplay
  • Technorati
  • MySpace

bir türlü  seni elimde tutamadım yar
ne yaptıysam ne ettiysem olmadı yar
bin kere dünyaya gelsem yine de seni, hep seni seveceğim yar
en karanlık günlerimde yanımdaydın yar
en çaresiz gecelerde çıkıp geldin yar
seninle ağladım seninle güldüm
sensizliğe alışamadım

git, hiç olmadığın kadar benden uzaklara git
sev, hiç sevmediğin kadar çok sev başkalarını
dön, benim gibi yapayanlız kaldığın zaman
utanma yerin hazır, dön

Paylaşın:
  • Facebook
  • Twitter
  • Google Bookmarks
  • Tumblr
  • Print
  • PDF
  • RSS
  • Digg
  • Blogplay
  • Technorati
  • MySpace
Paylaşın:
  • Facebook
  • Twitter
  • Google Bookmarks
  • Tumblr
  • Print
  • PDF
  • RSS
  • Digg
  • Blogplay
  • Technorati
  • MySpace

sen sanki bir gemisin limandan her zamanki vaktinde ayrılmış
ve ben çalakanat peşinden uçup
sana yetişememiş bir martı.
düşmüşüm denize
tutunabildiğim sadece bir susamlı simit
batmamak için.
ve acıktığımda
bilmiyorum ne olacak halim.

Paylaşın:
  • Facebook
  • Twitter
  • Google Bookmarks
  • Tumblr
  • Print
  • PDF
  • RSS
  • Digg
  • Blogplay
  • Technorati
  • MySpace

biz ne zaman ayrılsak
bu şehre yağmur yağar
ıslanır duvarlar,
camlar,
kaldırımlar…
dökülür yapraklar bir bir hoyrat yumruklarıyala yağmurun
gizlenir ağladığım
kimse bilmez

biz ne zaman ayrılsak
uzar geceler
sabahın koynuna hep uyanık girerim
yastığım kokmaz
sırtım üşümez
kolum boşlukta uzanır
kimse görmez

biz ne zaman ayrılsak
albüm yapar şebnem ferah
içinden can kırıkları geçer avaz avaz
canım acır
canım duymaz
örtü olur aklımın yaprakları
serilir herkesin üzerine
şebnem çığlık çığlık
beni kimse duymaz

biz ne zaman ayrılsak
yanlış olmaz

Paylaşın:
  • Facebook
  • Twitter
  • Google Bookmarks
  • Tumblr
  • Print
  • PDF
  • RSS
  • Digg
  • Blogplay
  • Technorati
  • MySpace

“Çiçeklere değil kızgınlığım onları senin göndermiş olmana.” deiye yazmış Sezin Sivri Twitter’da.

İki gün önce yazılmış, bir kaç defa parmağım gönder tuşunun üzerinde dolanmasına rağmen bir türlü cesaret edip de gönderilememiş o altı kelimelik mesaj, şimdi daha bir acıttı gözlerimi. Zaten çelişkilerle dolaşmış parmaklarım, bir çırpıda sildi mesajı. Zira kızacaksa, kelimelere de kızar bilirim.

Zaten ilk yazdığında gönderemedikten sorna neye yarar mesaj. Acıtacaksa ilk seferinde acıtsın, durdukça daha da fazla batmasın yüreğine. Ya gönder gitsin, ya da unut bitsin. Silindi gitti işte.

Yine de söylenmiş olsun istiyorum. En azından “Ben söyledim, o duymadı.” diye avuturum kendimi. İçimde kalmaz.

(Benim tanıdığım aklım, buna kanmaz. )

Paylaşın:
  • Facebook
  • Twitter
  • Google Bookmarks
  • Tumblr
  • Print
  • PDF
  • RSS
  • Digg
  • Blogplay
  • Technorati
  • MySpace