Bazı bünyeler, bir yere kendi başlarına ulaşmak yerine, bir başkasının yardımıyla ulaşmayı tercih ederler. Bu durum :
1. Torpil adı verilen, bir kişinin bir kişiden bir şeyi rica etmesi neticesinde bir görevin en verilmemesi gereken 10 kişiden birine verilmesi
veya
2. Dallamalık adı verilen, bir kişinin ünlü bir kişi ya da kurumu diline dolayarak popüler olması ve eşgüdümlü popüler kültür mensupaları tarafından bir bok yerine koyulması
şeklinde cereyan ediyor. Benim görebildiğim kadarıyla tabi ki…
Her ikisiyle de uğraşmak bir işe yaramazsa da, az önce Twitter isimli sosyal ağ sitesinde neredeyse “3 mesajın 1′i” yoğunluğunda dağıtılmaya başlanan ve bahsekonu site üzerinden ünlülere bulaşan ve bütün ağ üyelerini aynı anda hem teşhircilik hem de röngencilikle itham eden bir yazıdan yine de bahsetmek istiyorum.
Gerçi, yazıdan pek bahsedemeyeceğim zira başlığını ve başlık altı kocaman yazılı paragrafı okudum sadece. Başlık “Teşhir+Röntgen=twitter”, başlık altı kocaman paragrafının son cümlesi ise “Orada yazalar teşhirci, okuyanlar da röntgenci!” şeklindeki bir yazı bu bahsettiğim.
En zekasız insan bile kolaylıkla yazabilsin de bağlanabilsin diye site adresini t, d ve k harfleriyle sınırlandırmış, sevgili Dil Kurumumuz, teşhir kelimesini “Gösterme. Sergileme. Herkese duyurma, dile düşürme.” ve röntgenciliği de içinde “gizlice, yapılan bir işi gözetleme” ifadesiyle açıklamışken, teşhir edileni izleyene röntgenci diyen birisinin yazısını okumak istemedim çünkü.
Zira yapılan suçlamanın çıkış noktasındaki cehalet, yazının geri kalanında olsa olsa hakarete dönüşür diye düşündüm.
Hayıri yazı gazetede yayınlanmış, ona üzüldüm. Şimdi bunu okuyan kaç zavallı, kendi zekalarını bir yana koyup bu adamın zekasıyla kendini Twitter’den silecek. (Bu kim için kayıp, o da tartışılır tabi ) Sonrada ortalıkta dolaşıp millete teşhirci ve röntgenci muamelesi yapacak. Öyle ya yazı gazetede çıkmış, sense o gazetenin ancak resimlerine bakabiliyorsun, demek ki yazabilen daha akıllıdır.
Ayrıca yakın zamanda Twitter’a bir yasak koyulması da muhtemeledir. Bu kadar teşhirci ve rontgenci, memleketimin sanal aleminde dolaşıp , aile yuvalarına mı sızsın yani.
Hey büyük Allahım, sen bizleri diploma verip de zeka vermediğin kullarından koru.
Bu aralar, 4-5 yıl öncesinin sık dağıtılan mesajları sürekli olarak yeniden dolaşmaya başladı internette. “Olağanüstü” ya da “mutlaka görmelisiniz” gibi uyarılarla, görmekten yıllar önce bıktığımız mesajlar tekrar tekrar düşüyor posta kutularımıza.
Sanki binlerce kişi bir anda ilk defa internete girmeye başlamışlar ya da yıllardır kapalı tutulan bir grup mesaj birden ortalığa salınmış gibi.
Vakti zamanında günlük ortamala mesaj sayısı 800 ile 1000 arasında olan benim gibi kullanıcılar sanıyorum bunlardan oldukça şikayetçidir.
Ama işin en boktan tarafı yıllar öncesinin yardım/hastalıkla ilgili mesajlarının da hortlaması ve gönderenlerin bunların aslı astarı var mı diye araştırmadan eline gelir gelmez, hıyar gibi bütün posta kutusundaki kişilere gönderilmesi. Oysa bu mesajlar yıllar önce gönerilmiş ve iletişime geçildiğinde hastanın kaybedildiği öğreniliyor. İnsanların acısını deçmekten başka bir işe yaramıyor yani.
İnternetten alışveriş yapmaya bir türlü ısınamadım. Zira alacağım ürünleri elime alıp incelemek, her zaman öncelikli tercihimdir. Ürünün elde incelenecek bir özelliği olmasa bile…
İlk yaptığım alışveriş sanıyorum, uzun yıllar önce, Migros’un internet sitesindendi. Gerçi bu tam bir alışveriş sayılmazdı, zira siparişi internetten veriyordum ama ücreti kapıda ödüyordum. Bunun nedeni ise 7 sene önce, Ankara’nın çok karlı olduğu bir zamanda, oturduğum yokuşun başına kadar arabayla çıkamıyor olmamdı
Yazıyı tam gönderirken aklıma geldi, ilk internet alışverişim, Anadolu’da kitapçısı olmayan bir ilde görev yaparken, Pandora Kitabevi’nden yaptığım alışverişti. Her hafta perşembe günü 3-5 kitaplık bir sipariş verirdim, pazartesi günü kitaplarım elime ulaşırdı.
Genellikle elektronik ürünler alan birisi olarak, hâlâ internete çok fazla güvenemiyorum. Her ne kadar arkalarında büyün firmalar olsa da, yaşanmış bazı can sıkıcı durumlar kulaklarımıza çalınıyor. Bunların bir çoğu “ikinci el” olarak sayılabilecek siteler. Her ne kadar internet adresi sahibi olan firmalar büyükse de, ürünü satan kişilerden kaynaklanan bazı sorunlar nedeniyle alışverişlerinde üzülen tanıdıklarım var. Ve ne yazık ki isim sahibi kurumlar da bu durumda gerçekleşmesi yine küçük satıcıya bağlı bazı prosedürlerle alıcıyı zor durumda bırakıyorlar.
Hemen bir örnek vereyim : Büyük bir site üzerinden, 3 gün içinde ürünü göndereceğini ifade eden bir satıcıdan ürün alıyorsunuz. 10 gün geçtiği halde hâlâ gündermiyor. Siteye söylüyorsunuz “Satıcı ürünü gönderemeyeceğini bildirsin.” diyor. Satıcıya “Madem göndermiyorsun siteye söyle de ücretimi iade etsin.” diyorsunuz. Ama satıcı o mesajı yazmıyor. Site de hala “Satıcı mesaj yazsın.” diyor. Evet, kesinlikle salak bir durum.
Neyse. Ama bazı ürünler internette o kadar cazip fiyatlarla satılıyor ki, mağazalardan almak kendimi kötü hissettiriyor. Buna PS3 oyunlarını ve üçüncü parti elektronik aksesuarları özellikle örnek vermek istiyorum. Zira piyasanın yarı fiyatına hatta bazen daha da ucuz.
Bu konuda alıcının içini rahatlatan uygulamalar da yine bu siteler tarafından sağlanıyor. Örneğin, ismini vermekte saınca görmüyorum, Gittigidiyor sitesinin Sıfır Risk adını verdiği uygulama, ürünü teslim alıp inceledikten sonra uygun olduğunu belirterek ödeme onayı vermenizi sağlayarak sizi biraz da olsa koruyor. Daha doğrusu korumayı vadediyor. Zira böyle bir durumda ne yapıyorlar bilmiyorum.
Yine aynı şekilde konser, tiyatro gibi etkinliklerin biletleri de internetten yaptığım alışverişler dahilinde. Oturduğunuz yerden gideceğiniz bir etkinliğin biletini almak çok keyifli. Rezervasyondu, kuyruktu, bilet kaldıydı kamadıydı, erkenden gittimdi derdi yok. Ha bir de uçak ve bazen de otobüs bileti rezervasyonları ve bilet alımlarını internet üzerinden yapıyorum.
Yaptığım her başarılı alışveriş, bana gelecekte daha güvenli ve keyifli alışveriş yapma imkanı sunuyor. Bazı sitelerle ilgili olarak, bende uyandırdıkları güven neticesinde, “Ürün orada varsa, oradan alırım.” diye düşünmeye başladım.
Tahmin edileceği üzere, şimdiye kadar tatsız bir durumla karşılaşmadım, kazıklanmadım. Hatta elden ürün aldığım ya da bana ürün getirmeyi taahhüt eden bir çok kurumdan daha başarılı olduklarını da belirtmek isterim.
İnternetten alışveriş yapmanın bir başkarahatsız edici durumu ise, ki sanıyorum bir çok kişi özellikle bu yönünden endişe duyuyor, ödeme yapma kısmı. İnternette genellikle kredi kartı üzerinden alışveriş yapılıyor ve insanlar kredi kartı bilgilerini internette bir kutuya yazmaktan rahatsız oluyorlar.
Ben de böyleyim ama kullandığım bankanın “Sanal Kredi Kartı” uygulaması da bu konuda beni rahatlatıyor. Bildiğiniz üzere, sanal kart denilen olay, gerçekte var olmayan ve sizin belli bir süreliğine aktardığınız belli bir miktar parayı harcayan bir kart. Yani sadece alışveriş yapacağınız zaman, bu sanal karta alışveriş tutarı kadar parayı aktarıyorsunuz, bunun dışında kart sıfır bakiye veriyor. Bu da oldukça güvenli. En azından sadece o anda aktardığınız para kadar bir miktarı riske atmış oluyorsunu, ana bakiyeye hiç bir şekilde ulaşılamıyor. ( Ya da ben öyle sanıyorum
)
Sonuç olarak sevgili okur, inernetten alışverişe yavaş yavaş ısınmaya başladım ama sipariş verdikten sorna ürünü elime alana kadar “Umarım kazık yememişimdir.” diye bir düşünce kafamda dolanmıyor dersem alan olur.
Yazıyı bitirirken şimdiye kadar internet üzerinden alışveriş yaptığım siteleri de yazayım bari :
Sabahları sitemin adresine tıklarken korkuyorum. Her an bir “kapatılma” yazısı göreceğim diye. Zira duyduğumuz site kapatma olayları giderek artıyor. Üstelik bu kapatma işlemlerinden önce site sahibine bir uyarı ya da benzeri bir haber mesajı da gitmediğini söylüyorlar. Sitem kapansa ne halt edeceğimi bile bilmiyorum. Adliye denilen yer telefonla aranıp da bilgi alınabilecek bir yer değil. Eh bir da başka bir ildeki bir adliye tarafından kapatılsa ne yapacağım ?
Hayır benim sitemi neden kapatsınlar, o başka mesele de, kapanan sitelerin neden kapandığını da bilmiyoruz. Mesele olan bu.
Hem böyle tek bir site de kapatımıyor. Topluca WordPress, Youtube, Blogger siteleri kapatılıyor. Bu mantıkla düşünürsek ismi Cihangir olan biri bi bok yese bu internette, benim site de kapatılacak demektir. Ya da, ne bileyim, sitesinin adında günce olan birisi…
Hayır Blogger’i engelleyebiliyorsunuz da sadece “xxxx.blogger.com” u mu engelleyemiyorsunuz ? Neden bütün adresi iptal ediyorsunuz ? Telekom’da bu kadrcığına kafası çalışan kimse yok mu ? Mahkemelerde de diyeceğim de dilim varmıyor…
Zaten millet 2 dakikada bu yasağı aşıyor bir de adalet sistemimizle ve telekomla dalga geçiyorlar. Bütün dünya bu yasaklardan haberdar oluyor, rezil oluyoruz yahu…
Blogger kapandıktan hemen sonra açıldı ama bu sadece geçici bir durum. Dava hala sürüyor, sonunda yine kapatılabilir. Ve ben sıradaki site olarak Facebook’u bekliyorum. Yakında orası da kapatılacak.
Son olarak buradan bütün cihangirlere sesleniyorum : “Adam gibi şeyler yazın sitenizde, benim de başımı yakmayın.”
İnternette, özellikle de teknik ve teknolojik sitelerde dolaşanlar “13+ WordPress teması”, “11+ inanılmaz iPhone klonu” ya da “182+ muhteşem icon” gibi başlıklara sıklıkla rastlıyorlardır. Bu siteler, başlıklardan da anlaşılacağı gibi, “+” işaretinden önceki sayıdan biraz daha fazla sayıda bir şeylerin derlenmiş halini içeriyorlar.
İşte ben bu “+” işaretiden önceki sayıya takmış durumdayım.
Hürriyet Gazetesi “Bir Kaybediş Öyküsü” başlığında ana sayfadan verdiği haberinde, Cahide Sonku’nun hayat hikayesini işlemiş. Bu hikayenin 10. slaytında Cahide Sonku’nun mezar taşının fotoğrafı var ve ölüm şekli ve tarihi anlatılıyor.
Yalnız ilgili (belki de ilgisiz) arkadaş mezar taşındaki tarihleri yanlış hesaplamış 1919′da doğup 1981′de ölen Sonku’yu 64 yaşında öldürmüş.
Ayrıca toplam da 1 sayfa ancak tutacak haberi 15 sayfada vermişler. Bu Hürriyet Gazetesi’nin klasik “politikası”. Tek bir haberi okumak için 15 tık yapmanız gerekiyor. Böylece milyonlarca “tık” alıyor ve rekor kırıyor. Aferim
Benim canım tarayıcım Firefox, 3. sürümünün indirilmesini bir kampanya havasında planlamış. Ülkeler arasında yarışma başlatmış, kayıtlar yapmış, sitelerde haber olmuş. Ben de desteğimi eksik etmeyeyim dedim.
Tarayıcının desteklediği diller içinde Türkçe yer alıyor olsa da ne yazık ki bu “kampanya” sitesi dilimizi desteklemiyor. Buna rağmen Türkiye’den 14.000′den fazla kişi kayıt olmuş ve haber bekliyor. Edindiğim bilgilere göre indirme işlemi bu gün (17/06/2008) saat 20:00′den itibaren başlayacakmış.
Eklentilerin FF3 ile uyumlu hale gelmesi sanıyorum biraz daha zaman alacak. Zira betalarda bir çok eklenti desteklenmiyordu. Benim olmazsa olmazlarımdan Google Toolbar, dün itibariyle FF3 versiyonunu çıkarmış diye duydum. Eh bir kaç tane daha kaldı, onlar da umarım yarına yetişirler.
18.06.08 ilave : Sitefe Türkiye’den kayıt yaptıranların sayısı 19.000′i geçmiş. Bir mesaj yazdım 5000 kişi girmiş demek ki, peh peh peh
19.06.08 saat 00:50 : 84.000 diyor Türkiye’te. Vay canına sayın seyirciler. Ama sanıyorum hepsi benim sitemden gitmemiş
İnternette belli bir konuda dünya çapında referans sayılan siteler vardır. Bu sitelere uzman odukları konuda bir çok kişi tarafından içerik sağlanır ve bu bilgiler ücretsiz olarak tüm dünyanın hizmetine sunulur.
Mesela DpReview isimli site fotoğraf makineleri konusunda muhteşem bir kaynaktır.Yeni kamera haberlerinden tutun da piyasada bulunan bir makinein en detaylı incelemelerine kadar her şeyi burada bulabilirsiniz. Buraya bakmadan makine alan profesyonel fotoğrafçı – sanıyorum ki- yoktur. Gerek bu konuda gerekse benzer konularda daha bir çok site sayılabilir. Ama bunlar gerçekten bir elin parmaklarından az diye nitelendirilebilir.
Dün 5 farklı adresime birden aynı spam mesaj geldi. Mesaj bir tatil sitesinin reklamı. Mesajın altında da bir not var : “Bu tanitim maili … tarafindan, sehir bazli istatistik sistemi entegrasyonu ile gonderilmistir. Tanitim mail adresine gunde en fazla 1 kere gonderilmektedir. Bizden baska mail almak istemiyorsaniz lutfen rm@….. adresine bos bir mail gonderiniz.”
İlk tepkim “girmek için mesaj atmadığım bir listeye, neden çıkmak için mesaj atayım” oldu. Continue reading »


Son Yorumlar