Dünyanın en geniş ve bilinen film sitesi IMDB‘de, en kötü 100 film arasında, bu gün itibarıyla sadece 4 tane Türk filmi var : 

  • Keloglan Kara Prens’e Karşı (54. sırada)
  • Emret Komutanım : Şah Mat (14. sırada)
  • Dünyayı Kurtaran Adamın Oğlu (30. sırada)
  • Hababam Sınıfı Merhaba (69. sırada)
Bu filmlerin hepsinin görebildiğim tek ortak noktası ise Mehmet Ali Erbil.
Bu kadar, bitti.

2003 yapımı bir film. Adını hiç duymamıştım. Bir arkadaşımın arşivinde denk geldim ve seyretmek için aldım. Filmin kutusunda 21 gramlık bir ağırlık da bulunmakta ki öncelikle ilgili çeken bu olmuştu.

Filmin konusu çok basitçe “Hayatta yolları kesişen 3 insan.” olarak özetlenebilir sanıyorum. Bundan daha karışık ve keyifli aslında, ama filmi seyredecek olanların da bu keyiften mahrum kalmasını istemem, bu sebeple detay yok vermiyorum.

Filmde benim en çok sevdiğim şey filmin kurgusu oldu. Film normal zaman seyrinde gitmiyor. Sanki filmi çekip sonra 30-40 parçaya ayırmışlar ve bu parçaları da rastgele karıştırarak son montajıı yapmışlar gibi. İlk başlarda hiç bir şey anlamıyorsunuz. Hatta ben bir ara “Korsan film mi yahu bu karma karışık” diye söylendim :)

Aynı oyuncuyu değişik şekillerde arka arkaya görüyor, sonra bir başka oyuncuyu benzer şekilde görüyorsunuz. Sonra bunlar bir türlü iletişim/ilişki içine giriyorlar. Sürekli bu şöyle bu böye diye tahminlerde bulunuyorsunuz. Sanki bir bulmacanın parçaları size tek tek veriliyormuş gibi.

Bu keyifli ve başarılı kurgu içerisinde filmin konusu da daha bir güzelleşiyor. Her şey gitgide yerine oturuyor. Çözebildikleriniz ya da çözemedikleriniz giderek kesinleşiyor. Sonuçta havada kalan bir şey de yok, her şey yerli yerine oturuyor.

Film boyunca arada sırada aklınıza “İyi de bu 21 gram ne ?” sorusu geliyor. Filmin sonunda “belki” onu da öğreniyorsunuz :)

Benim yaşıtlarımın biraz çocuk olduğu dönemden ama gerçek hayatın tam içinden bir film.

Bir çoğumuzun uzak olduğu ama içine girdiğimizde hiç yadırgamadığınız kadar gerçek bir hayat.

Sınırlamasız, sansürsüz, doğal diyaloglar. İnanılmaz bir felsefe. Anlaşılamaz bir sevgi. Hepsi haklı, ama birbirine tam olarak zıt bakış açıları.

Müthiş oyuncular, mükemmel performanslar, etkileyici bir müzik, tarifsiz bir keyif.

Bu kadar  güzelliğin arasında, herkesin üzerinde yükselen, her seyrettiğim oyununda kendisine bir kez daha hayran olduğum, beni tekrar tekrar şaşırtan, etkileyen, büyüleyen büyük oyuncu Demet Akbağ’ın harika oyunu.

Gerisini de siz seyredeceksiniz artık.

Uzun zamandır seyredilecek filmlerimin arsında bulunan ama tahmin ettiğim duygusal içeriğinden dolayı bir türlü seyredecek havada hissetmediğim bir film uçurma avcısı.

Hem konunun geçtiği yerlerde yıllardır çekilen acıları duyduğumuzdan, hem de “Uçurtmayı Vurmasınlar” isimli filmle olan isim benzerliğinden olsa gerek bu filmi duygusal olarak değerlendirmem.

Çarşamba günü, boş yarım günden yararlanarak seyrettim nihayet. Duygusallık konusunda yanılmadığımı gördüm.

“Parçalanan hayatlar ve asla yok olmayan bir dostluk.” olarak özetleyebileceğimi düşünüyorum bütün filmi. Ama seyretmek dışında hiç bir şey bu filmi anlatamaz.

Savaşın ve aşırılığın insan hayatlarını ve ülkeleri ne hale getirdiğinin bir gösterisi bu film. Duygusal, hüzünlü, göz yaşartan ama dostluk ve sevgi duygularıyla da gülümseten bir film.

O artık bıkkınlık veren “Ve kahraman adam dünyayı kurtarır.” tarzı filmlerden sonra, bence “Herkesin bir gün, birinin kahramanı olabileceğini” gösteren, gerçek hayatı doya doya tadabildiğiniz bir film.

Senin için, binlerce defa…