Siz de modeya uyup, yazacak hiç bir şeyiniz olmadığı halde afili bir blog adıyla birlikte kendinize yazar süsü vererek bir blog açtınız. Ve lakin yazının t’sinden anlamadığınız için içerik üretemiyorsunuz. Hemen internetin derinlerine dalıp bulduğunuz her yazıyı kendi adınızla sitede yayımlamaya başladınız. Ama bu yazıların sahipleri peşinize düştü ya da düşecek diye bir enideşe içindesiniz. ( Gerçi bu zihniyet sahipleri böyle bir endişe duymazlar ama neyse.) İşte bu yazı da derdinize derman olacak her şey var. Bu konu fotoğraf araklamaktan çok daha önemli bir konudur. Çok daha detaylı ve zahmetlidir. Profesyonel puştluk gerektirir.
- Uzun yazılardan uzak durun. Bakkaldan ekmek almak için bile doğru cümle kuramazken, kendinize sayfalarca yazı yazmış süsü vermeniz, sözlü bir tartışmada daha ilk kelimede tartışmayı kaybetmenize neden olabilir.
- Yazıyı asla aynen kullanmayın. İlk 2 cümlesini mutlaka değiştirin. Aklınız eriyorsa diğer cümlelerinde de oynama yapın.
- Başlığını mutlaka değiştirin.
- Yazının içine google, blog, blogger kimi kelimeleri bir şekilde yerleştirin. Böylece arama motorlarında orijinal yazıdan daha üstlerde görünebilir.
- Yazının orijinalini mutlaka takip edin. Yorum yaızlıp yazılmadığına bakın. Ciddi yorumlar geliyor ve yazı sahibi de ciddi ve anlamlı cevaplar yazıyorsa ( yani siz okuyunca hiç bir şey anlamıyorsanız) sitenizden kaldırın.
- Yazıya yorum gelmiyor, site sayacı çok fazla ilerlemiyorsa, sizin sitede daha çok yorum ve okuyan olmuşsa, yazı sahibine hiç bulaşmadan sitenizde “yazılarım çalınıyor” gibilerinden laflar edin. Direk hedef göstermeyin ama ima edin.
- “Adama mesaj attım ama yanıt bile vermedi” tarzı spekülasyonlar her zaman işe yarar. Sakın mesaj atmayın. Gelenlere cevap yazmayın.
- “Hak” emek işi değil, savunma işidir. Yeterince savunursanız hak sahibi yılacaktır. Hem savunma da bir emektir.
- Yazının sahibi dişli çıktı ve sizi sıkıştırıyorsa teknik yaklaşımlar deneyin. Bilmemeniz önemli değil, okuyanların da bilmediğini düşünün. Yeter ki anlaşılamaycak kadar teknik olsun yazınız :
“12.3.21 tarihinde yazmış olduğum ama sonra düzeltmek için kaldırdığım yazı ben sitemde yayımlanmadan eski haliyle 15.3.21 tarihinde filanca sitede yayımlanmıştır. Site sahibi yazının orijinalinin kendisinin olduğunu iddia etmektedir. NetBLogArcv blog arşiv sitesi ip kayıtlarında 132.64.654.943 numaralı ip den ilk önce yayımlandığı ayrıntılı bir şekilde görülebilecek olan bu yazı ip’den de anlaşıldığı üzere benimdir. Ben yazıyı siteden kaldırdığımda söz konusu şahıs 354.12.67.2 nuamarı ip ile bu yazıyı yayınlamıştır. Bütün dunyada bir numaralı sanal yazı patenti sitesi olan BigBlogPattential de her iki ıp’yi ve yazının evrensel yazı seri numarası ( ITBN-t) olan “SDLFKJ345LKS9DJ2L34KJ234DJA-4c” numarasını sorguladığınızda önceliğin kimde oldu açık ve net olarak görülmektedir. E hadi ben haksızım, bu siteler yalancı, peki google‘da mı yalan söylüyor.”
Emin olun bu tip bir çirkefliğin karşısında durabilecek kimse yoktur
- İşin boku çıktıysa bile yılmayın. “İnternetin saflığı ve temizliği için gerekirse ben kaldırırım”, “Yazan kafa bende olduktan sonra, yazı sitemde olsa ne yazar ” gibi beylik laflar edin. Ağlayan bir fotoğrafınızı koyun.
- Koruma tutun
Blog olayında yazı olduğu kadar fotoğraf da çok önemlidir. Bilumum görsel malzeme ile blogunuzu çok daha çekici hale getirebilirsiniz. Lakin acizliğiniz kendi başınıza görsel üretmenize engel oluyorsa ne yapmanız gerekir ? Tabi ki araklamak lazım.
Yalnız arakladığınız görsellein sahipleri size cart curt edebilir. Bazı fotoğrafların üzerinde fotoğrafçının adı yazar, hatta gruplardan gelen bazı fotoğrafların üzerilerinde, sanki ürün gruba aitmiş gibi, grup adı yazar. Bunu engellemek için neler yapılabilir.
- Fotoğraflarda bulunan eser sahibi ismi, grup adı gibi bölümlerin üzerine kendi sitenizin adını yazın. Altına “izin alınmadan yayınlanması yasaktır” gibi bir not düşün. Blogunuzda yayınladıktan bir kaç gün sonra da eseri aldığınız yere bir uyarı mesajı atın. Fotoğrafın sizin olduğunu iddia edip silmesini isteyin. Unutmayın “Önce şikayet eden daima haklıdır.”.
- Fotoğrafları ayna görüntüsüyle sol-sağ değiştirin. Asıl fotoğrafın sizinki olduğunu savunun. Yazı ya da plaka falan varsa fena çuvallarsınız dikkat edin.
- Hep aynı site ya da gruptan araklamayın. Kaynak çok.
- Daha önce arakladığınız bir fotoğrafa bir yerde denk gelirseniz hemen uyarı yazısı yazın. Fotoğrafın sizin olduğunu ve sizin isminizi belirtmesini isteyin. İnternette ne kadar çok kaynak sizi gösterirse siz o kadar haklısınız demektir.
- Portre fotoğraflarına bulaşmayın. Fotoğrafın asıl sahibi çıkıp da “ne lan o benim kızın fotoğrafı senin sitende” falan der, boku çıkar işin.
- Photoshop gibi bir program kullanmasını öğrenin. İstediğiniz her fotoğrafı kendinizin yapabilirsiniz.
- Mümkün olduğunca yabancı sitelerden araklayın. Sahiplere denk gelme şansınız çok azdır, denk gelseniz de en azında ettikleri küfürü anlamazsınız. Zaten adamların 2 tane küfürü var, bize bir şey yapmaz onlar.
Unutmayın: yüzsüz değilseniz, bir hiçsiniz.
İkisi de aynı şey, “bağlantı” Türkçe. Dolayısıyla “link” daha popüler. Bazıları “Bağlantı denince anlamıyorum ben.” diyor. “Allah cezanı versin.” diyorum ben de.
Blogunuzdan tabi ki başka yerlere bağlantılar vereceksiniz. Bloglarda “sadece diğer bloglara bağlantı verilir” gibi yazılı olmayan anlamsız bir kural var. Tabi ki uymak zorunda değilsiniz. Ama Ankara’da ki “yeni yanmış kırmızı ışıkta durulmaz” kuralı gibi, uymazsanız yadırganabilirsiniz.
Bu bağlantı işinin doğru şekli, “beğendiğiniz bir bloga sitenizden bağlantı vermek”. Bu kadar. Bunu yapmak suç ya da ayıp olmadığı için site sahibine haber vermeye gerek yok. Zira o zaman “hadi sen de bana ver” gibi bir zorunluluk çıkıyor ortaya. Siz demeseniz bile blog sahibi kendini böyle hissedebilir. Buna gerek yok. O kişinin ilgisini çekecek bir blogunuz varsa zaten bir şekilde o sizi bulur ve arzu ederse bağlantı verir. En fazla da vermez, ne olacak.
Ha siz bir sitede bağlantınızı görürseniz bir teşekkür mesajı yazarsınız olur biter.
Bir de şu var. Bir sürü site size bağlantı vermiş ama sizin hiç birisine bağlantı veresiniz yok. Bir yandan da mahçup oluyorsunuz. Şöyle bir şey önereyim. : “Bana Bağlantı Verenler” diye bir bölüm açıp orada yayınlayın isimlerini; içiniz rahat olsun.
“Ben sana link verdim sen de bana ver” demek ise tam anlamıyla terbiyesizlik. Zira blogunuzda duyuracağınız sitelere sadece siz karar verebilirsiniz. Böyle yapıldığında “Sırf sen bana link ver diye ben sana link verdim.” saklı anlamı aşikar oluyor ki, dediğim gibi, terbiyesizlik işte.
Yine bir sitede gördüğünüz kendi bağlantınıza “kaldırın bunu ” demek de biraz ayıptır. Şu ya da bu şekilde size referans olmuş kişiye öyle denmez. Ha adresiniz “alemdeki dötoğlanları” başlığı altında ise beni de alın, birlikte dövelim.
Şiir imgeler üzerine kurulu edebi bir yazım türüdür. Araklanması çok kolaydır. Bir şiiri araklamaya karar verdiyseniz zaten şiirden anlamıyorsunuz demektir. Dolayısıyla rahatlıkla içine edebilirsiniz.
Bu konuda tek bir önemli nokta var : “Aklınıza yatan ya da yatmayan imgeleri, ve bazı fiilleri başa bir şeyle değiştirin.” Hepsi bu kadar.
Buyurun bir kaç örnek :
“Kastamonu’yu dinliyorum camlar kapalı
önce hafiften bir rüzgar çıkıyor
yavaş yavaş sallanıyor
kuzular kasaplarda
sucukların hiç durmayan cızırtıları
kastamonuyu dinliyorum kapılar da kapalı”“bütün kekler aynı sıklıkta tükeniyordu
birinciliği senin yaptığın
elmalı keke verdim Müzeyyen”“çaresiz derdimin dermanı belli
dermanı ablanda arama Aysel
şifa bulur derdim senin elinden
bunları ablana anlatma Aysel”
Nasılsa öküzsünüz. Kuşlardn böceklerden bahsedecek değilsiniz ya.
Bu arada, yıllar önce yazdığım bir şiiri alıp kendi sitesine koyan, altına adını yazıp bunu ben yazdım diye iddia eden ve şiirin orijinalinde geçen “bak o çocuk büyüdü, koskoca doktor oldu hatta” ifadesini “bak o çocuk büyüdü, başarılı bir muhasebeci oldu hatta” diye değiştiren eşşoğlueşşeğe de buradan mahsus selam ederim.
Sabahları sitemin adresine tıklarken korkuyorum. Her an bir “kapatılma” yazısı göreceğim diye. Zira duyduğumuz site kapatma olayları giderek artıyor. Üstelik bu kapatma işlemlerinden önce site sahibine bir uyarı ya da benzeri bir haber mesajı da gitmediğini söylüyorlar. Sitem kapansa ne halt edeceğimi bile bilmiyorum. Adliye denilen yer telefonla aranıp da bilgi alınabilecek bir yer değil. Eh bir da başka bir ildeki bir adliye tarafından kapatılsa ne yapacağım ?
Hayır benim sitemi neden kapatsınlar, o başka mesele de, kapanan sitelerin neden kapandığını da bilmiyoruz. Mesele olan bu.
Hem böyle tek bir site de kapatımıyor. Topluca WordPress, Youtube, Blogger siteleri kapatılıyor. Bu mantıkla düşünürsek ismi Cihangir olan biri bi bok yese bu internette, benim site de kapatılacak demektir. Ya da, ne bileyim, sitesinin adında günce olan birisi…
Hayır Blogger’i engelleyebiliyorsunuz da sadece “xxxx.blogger.com” u mu engelleyemiyorsunuz ? Neden bütün adresi iptal ediyorsunuz ? Telekom’da bu kadrcığına kafası çalışan kimse yok mu ? Mahkemelerde de diyeceğim de dilim varmıyor…
Zaten millet 2 dakikada bu yasağı aşıyor bir de adalet sistemimizle ve telekomla dalga geçiyorlar. Bütün dünya bu yasaklardan haberdar oluyor, rezil oluyoruz yahu…
Blogger kapandıktan hemen sonra açıldı ama bu sadece geçici bir durum. Dava hala sürüyor, sonunda yine kapatılabilir. Ve ben sıradaki site olarak Facebook’u bekliyorum. Yakında orası da kapatılacak.
Son olarak buradan bütün cihangirlere sesleniyorum : “Adam gibi şeyler yazın sitenizde, benim de başımı yakmayın.”
İnternette, özellikle de teknik ve teknolojik sitelerde dolaşanlar “13+ WordPress teması”, “11+ inanılmaz iPhone klonu” ya da “182+ muhteşem icon” gibi başlıklara sıklıkla rastlıyorlardır. Bu siteler, başlıklardan da anlaşılacağı gibi, “+” işaretinden önceki sayıdan biraz daha fazla sayıda bir şeylerin derlenmiş halini içeriyorlar.
İşte ben bu “+” işaretiden önceki sayıya takmış durumdayım.
Blogların samimi bir ortam ve internetin de ülkemizde hala zamparalık mekanı olarak görülmesinden dolayıdır sanıyorum ki tüm blog yazarları şu ya da bu şekilde sevgili ya da eşlerinden bahsediyorlar. Amaç “benim var” demek sanıyorum. Continue reading »
Spam mesaj gönderenlere karşı neler yapıyorsunuz ?
Ben mesajdaki adrese değil ama reklam yapılan sitenin adresine bir türlü ulaşıp o mesajdan rahatsız olduğumu “uygun bir dille” anlatıyorum. Bazen inat edip siteyle ilgili bir kaç adrese ve hatta bir kaç mesaj (20-30) birden yazıyorum. 2-3 defa dellenip telefon bile ettim.
“İşe yarıyor mu ?” derseniz, bilmiyorum. Genellikle sataştığım kurum/kişilerden bir daha spam almıyorum.
Siz spam mesaj aldığınızda ne yapıyorsunuz ? Paylaşır mısınız ?
Geçenlerde yazdığım Modanın Mantığı Olmaz – iPhone başlıklı yazımın, iPhone’nin abartıldığını söylediğim satırlarına cevaben bir “okurum” bana bir mesaj göndermiş.
Mesaj 231 kelimeden oluşuyor. Kelimelerin hepsi küçük harfle yazılmış ve bütün metinde tek bir noktalama işareti bile yok. Cümle var mı, nerden başlıyor nerede bitiyor okudukça şekilleniyor. İşin doğrusu şekillenecek bir şey de yok.
Continue reading »
Son Yorumlar