Home TV’de yayımlanan “Tadı Ustasında” adlı bir yemek programı var. Her ne kadar yemek zevkim çok ama çok kısıtılı olsa da, sanıyorum normal insanların neler yediğini merak ettiğimden, bu tip programları izlemeyi çok severim.
Bu yazıda bahsetmek istediğim şey daha farklı olmakla birlikte, yazı için araştırma yaparken edindiğim bir bilgiyi paylaşmak istiyorum : “Programın sunucusu Zeynep Ağaoğulları, şeflerin şefi olarak bilinen Paul Bocuse’ün, Gastronomi Enstitüsünü bitiren ilk Türk. Hem, Yüksek Gastronomi, hem de Otel-Restaurant işletmeciliği diploması ile Lyon Üniversitesi ortak programı mezunu. Fransa’da Michelin Yıldızlı Pierre Orsi’de, Paul Bocuse’ün lokantasında ve Paris’in ünlü pastanesi LaDurée’de çalıştı. Dünya mutfağı ve moleküler gastronomi konusunda çalışmalar yapıyor.”
Programın seyri süresince yaptığı müdahalelerden Zeynep Hanım’In oldukça bilgili olduğu belli olmakla beraber bu işi fazlasıyla profesyonel olarak yapıyor olması da ayrıca hoşuma gitti.
Programı bilmeyenler için kısaca bahsetmek isterim ki; Zeynep bir lokantaya konuk oluyor, biraz sohbet ettikten sonra mutfağa geçiliyor, lokantanın şefi bir kaç yemek yapıyor sonra da Zeynep hepsini tadıp “Mmm harika” diyor.
Bunu muzurluk olsun diye söylemedim aslında; sadece şeflerin özeni ve ustalığını görerek bile yemeklerin tadının - sevenler için - harika olduğunu tahmin etmek mümkün.
İşte bu programın bir bölümünde Ottoman isimli, Antep ve Antakya yemekleri yapan bir mekana konuk oldular. Mekan sahibesi Müge Hanımla mutfağa geçtiklerinde dahil oldum ben programa;önceki muhabbeti kaçırdığım için Müge Hanım’ın saçlarının aşçı şapkasız kısmını göremedim. Mutfakta bir kaç değişik yemek yapıp programı klasik şekliyle tamamladılar.
Tamamladılar tamamlamasına da, çok ilgimi çeken ve tüylerimi diken diken eden bir şey oldu, asıl yazmak istediğim o. Müge Hanım mutfakta bulunduğu süre içerisinde başında bir aşçı şapkasıyla dolaştı. Lakin inanılmaz kabarık saçlarının yaşlaşık %80′i mütemadiyen şapkanın dışındaydı.
Saçlar o kadar çok ve kabarıktı ki, lokantada tabakta bulduğu saçı bir kemara koyup yemeğe devam eden birisi olarak ben bile rahatsız oldum.
Müge Hanım’ın, Ottoman’ın internet sitesinde yayınladığı bir fotoğrafını, bahsettiğim saçların görsel bir ifadesi olarak yanda da yayımlıyorum. Siteyi gezerseniz benzer bir çok fotoğrafa denk gelebilirsiniz.
Yani değişik yemekler, yöresel ve orijinal bir menü, şirin mi şirin bir mekan, temiz mi temiz bir mutfak ( saçları bilmiyorum ? ), güzler yüzlü bir şef ama ortada gözardı esilmesi imkansız bir saç yığını. Yazmadan edemedim.
Bu arada siyah ve uzun saçlarıyla Zeynep Hanım’ın da, program süresince mutfaklarda yemeklerim pişirilme sürecine aktif olarak katıldığını göz önüne alarak, bone takıp eldiven ve önlük kullandığını hiç anımsamıyorum. Oysa şefler daima bunlara dikkat ediyorlar. Şef temizse diğerleri de temizdir gibi bir düşünce mi var, bilemiyorum.
Hazır yazmaya başlamışken bu programda bir şey daha dikkatimi çekiyor, onu da yazayım. Programın sonunda Zeynep, programda yapılan yemeklerin hepsini bir masaya koyuyor, sonra da bunları tadıyor. Lakin bu durumda reklamı/haberi yapılan kurum için inanılmaz bir rezalet söz konusu. Zira bütün yapılan yemekler sofrada duruyor, Zeynep birini alıp birini bırakıyor. Ne garson var ortalıkta ne servis. Program yemek programı anladık da, 2-3 tabak yemeği de kızcağıza servis ettirmeseler keşke, zaten mutfakta da o kadar çalıştırdılar
Ve burada hemen belirtmek isterim ki Ottoman’da ve daha önce seyrettiğim bölümlerin birisindeki mekanda, servisi garsonlar yapmıştı, benim denk geldiğim iki istisna var en azından.
Yemeyi seven ama fazla yemek türü sevmeyen bir adam olarak bir yemek programı konusunda da yazı yazdım ya, artık sırtım yere gelmez benim
Bu arada, yazıda iki hanımdan birden bahsedince çok fazla “hanım” kelimesi olacak diye bazı yerlerde bu sıfattan tasarruf ettim, Zeynep Hanım kusuruma bakmasınlar
Son Yorumlar