Tag Archives: mizah

İnsan Manzaraları : Google Sağlığa Zararlı mı ?

Efendiiim, bugünkü konumuz “İnternet tarayıcı programında açılış sayfasını Google yapıp, her dakika birilerine bir şey soran insanlar”.

Başlık yeterince açık olmasına rağmen, ben yine de gevezelik hakkımı kullanarak ayrıntılandırmak isterim.

Sanıyorum bir çoğumuz ofis adı verilebilecek ve birden fazla kişinin oturduğu ( çalıştığı) ortamlarda çalışıyoruz. Ve yine sanıyorum ki bu birden fazla kişi birden fazla masada oturuyor ve her masada da oturana ait bir bilgisayar mevcut. Ve utanmadan sanmaya devam ederek hala sanıyorum ki ( bazı kurumlarda patron/yöneticinin paranoyaklığıyla orantılı olarak sınırlanmış olsa da) her bilgisayarın bir de internet bağlantısı bulunuyor. Sanrılarımın ne kadarı size uyuyor bilmiyorum ama böyle bir ortamın içinde yaşamayanlar da sanıyorum ki ( çok güzel sanırım ben ) söz konusu ofisi hayal edebilmişlerdir. İşte bu tip ofilserde en az bir kişinin internet gezici programında açılış sayfası mutlaka Google’dır. Eh google kelimesinin ingilizceye resmen girdiğini düşünürsek, bu bence gayet doğru bir davranıştır.

Varsayılan önyargı olarak, bu açılış sayfası Google olanların meraklı, internet konusunda tecrübeli, bir sürü alanda bir sürü şey bilen ve bilmediklerini de merak eden bir tip olduğunu düşünmüşümdür ben hep. Öyle ya hiç gazete okumayan biri neden açılış sayfasını gazete yapsın ki, değil mi…

Eğer başlığa söz konusu olan tiplerden birisiyle aynı odayı paylaşıyorsanız, bu merak ile ilgili kısmın doğru olduğunu kısmen doğrulayabilirsiniz. Zira evet gerçekten her şeye meraklıdır, ama anlamsız ve hatta gereksiz bir biçimde meraklıdır. Ve önünde duran Google’dan “engelli msn’leri kırma” benzeri yapıları günde 8 saat ( mesai o kadar ne yapsın zavallı) aratmayı düşünmekte ama “Hollanda’nın ulusal rengi neydi” “Marvel Comic miydi Martel Comic miydi” “Adana’da deniz var mı” “ee? martel neydi peki ?” “kleopatranın boyu kaç santimdi?” “üveyik kuş mu makam mı” “süpermenin babasını adı neydi yahu” gibi alakasız soruların cevaplarını aratmayı bir türlü akıl edememektedir.

Ama o şahsi görevini ifa “edemeyen” akıl, yönettiği dil sayesinde, bu soruları uluorta sorup, oda çalışanlarının gününü içine etmeyi gayet iyi başarmaktadır.

Ben bu gibi sorularlar karşılaştığımda hemen her daim bir köşede hazır olan söz konusu siteye girerek ( Google yazmaktan yoruldum artık yahu ( e burada yazdım ama( neyse))) cevaba ulaşmakta ve bunu söylemekteyim. Sırf bu site yüzünden ( Google yani) beni “dahi” sana arkadaşlarım var. Hatta bir ara “ayaklı kütüphane” diyorlardı. Ben de “sadece internete bağlı olduğunda çalışır” gibi bir ayrıntıya dikkat çekerek olayı “geleneksel Türk ima sanatları” çerçevesinde irdeleyerek toplumsal bilinç oluşturmaya çalışıyordum. Tahmnin edebileceğiniz üzere başarılı olabilmiş değilim.
Daha sonra olayı “birebir eğitim” olarak değerlendirip, bu şekilde yaklaşmaya başladım insanlara :

– ya Cihangir elipsin alanı nasıl bulunur ?
+ Google’da yok mu ?
– var mıdır ki ?
+ baksana bir
– sen bilmiyor musun ?
+ yoo, ne işim olur ki elipsle, alanıyla ?
– e her şeyi bilirsin genelde
+ hayır bilmem. sen sorunca Google’dan bakıyorum ben de
– e buna da baksana o zaman
+ sen neden bakmıyorsun
– ne diye bakmam lazım
+ ne arıyordun
– elipsin alanı
+ “elipsin alanı” yazmayı denesene
– hmmmm
+ hmmm
Şimdi elipsin alanı Google’da var mı diye merak etmiş olanlar için kısa bir ara vereyim mi, yoksa devam mı edeyim 🙂
aradan 5 dakika geçer
– Cihangir
+ dıt dıt dıt dıt
– hehe, ya ne soracağım
+ Google’da yok mu ?
– ne ?
+ soracağın şey
– e daha sormadan neden öyle dedin ki
+ tamam özür dilerim, buyur sor
– ördek, tavuk falan hani, bunların ayakları perdeli ya, o perdeler parmakların arasındadır diye düşündüm de, peki kaç parmağı var bunların ?
+ Google’da yok mu ?
– sen çok huysuz adam oldun bu günlerde hocam ya, ters ters cevaplar veriyorsun
+ açışıl sayfan neden Google senin ?
– e arama sayfası orası
+ peki neden arama yapmak yerinede her şeyi bana soruyorsun
– sen biliyorsun diye her şeyi
+ hmmmm
2-3 dakika geçer
– cihangir
+ Google’da yok mu ?
– aman ne komik
+ e ben de böyle eğleniyorum işte
– her şey var mı ki Google’da habire oraya yönlendiriyorsun hem sen beni
+ bak bu konuda sana hak veriyorum
– nasıl yani ?
+ son konuşmamızdan sonra, Google’a “oda arkadaşım bu kadar saçma soruyu nereden buluyor” yazdım sonuç çıkmadı
– sen gitgide şu dizideki House’a benzemeye başladın
+ nasıl yani ?
– huysuz ve ukala bir doktor olarak demek istedim
+ ehehe
– hıh ! çok komik !
Ya işte böyle uzar gider bu hikaye. Sakın ola ki küser/bozulur/darılır da bu muhabbetler kesilir sanmayın, zira bitmez. Hatta zamanla “sen şimdi yine Google’a bak dersin ama, yine de sorayım” gibilerinden daha da acayip bir hal alır.
Ama adam da haklı, her derde deva değil bu Google. “Huzur nerede” yazdım, çıkan 220 sonucun hiç birisi de derdime derman olmadı. Oda arkadaşıma mı sorsam acaba…
( bu hikayenin halihazırda aynı odayı paylaştığım çalışma arkadaşlarımla bir ilgisi yoktur 🙂 )
Share Button

REKLAMLAR ve YARATICILIK

Taktım reklamlara ben. Normalde seyrettiğim kanallarda pek az denk gelirim. Ama bu sıralar daha fazla izliyorum. ( Tamam itiraf ediyorum, yazacak malzeme çıksın diye işte…)

Reklam niye yapılır ? Sanıyorum ki yeni bir ürünü tanıtmak ya da var olan bir üründeki yeniliklerden, gelişmelerden, kampanyalardan haber vermek için olmalı. Tabi ki dikkat çekici, akılda kalıcı, ürünü cezbettirici olmalı gibi bir takım vasıfları da olmalıdır sanıyorum. Ama çok ürün var ve sanıyorum fikirler de bir yerden sonra tükeniyor.

Mesela son günlerde dikkatimi çeken bir reklam var, siyah beyaz bir çekim, hatta efektle renkler biraz daha çizgi roman ( günah şehri ? ) havasına büründürülmüş. Bir adam eski model bir araba kullanıyor bir yandan da aklında “onu gördüğümden beri vaz geçemiyorum, sadece onu düşünüyorum, onsuz ne yaparım” gibi şeyler geçiriyor. İnsanın aklına ilk olarak bir hatun kişi geliyor ama onun da reklamı olmaz ki yahu. Neyse iki üç kelam sonra ürün ortaya çıkıyor : adamın elinde tuttuğu bir çikolatalı gofret.

Pencerenin Perdesini

Ne keyifli türküdür değil mi ? Hele ki fasılda sona doğru çalındığında nasıl da neşelendirir, oynatır insanı.

Ama “pencerenin storu”, “aman da kepengine kurban”, “panjurumun yarığından güneş giriyi güneş” gibi türkülerimiz yoktur. Neden yoktur? Zira bunlar bize ters…

Stordu, panjurdu, bunlar -çok sevdiğim bir kelimeyle nitelemek isterim- alengirli şeyler.
Perdeyi tutup çekersin açılır ya da kapanır. Hızlı çekersen kornişten bir kaç santim çıkar, sandalyeye çıkar yerine takarsın, bir de gazete kağıdını katlayıp kornişin ucuna tıkarsın olur biter. Hatta eskiden ince metalden olurdu bunlar, penseyle ucunu darattın mıydı hayatta çıkmazdı yerinden, ne kadar sert çekersen çek. Sonra onu da plastikleştirdiler, şimdi mutlaka sonuna “perdeyi hızlı çekersen kornişten çıkmasın şeyi” takmak lazım, gazete de tutmuyor. Zaten artık perde falan kullananda kalmadı, storlar moda şimdi.

Share Button

10 Günde 10 Kilo Vermenin 10 Yolu

10gunde10kilo

10 Günde 10 Kilo Vermenin 10 Yolu konusunda en ufak bir fikrim yok. Böyle bir yol var mı bunu da bilmiyorum. Ama varsa bile çok sağlıksız birşeydir 10 günde 10 kilo vermek, aklınızda bulunsun.

Başlığı sadece dikkat çekmek için yazdım. E madem ki çekmişim dikkatinizi, haydi siz de ona katılın okuyun bakalım neler yazmışım.

Diyet ya da rejim olarak bilinen ve nedense “alınmış kiloları geri verme” olarak değerlendirilen fenomenden bahsetmek istiyorum bu gün.

Share Button