Tag Archives: etimoloji

Etimoloji Sohbetleri

Pişmaniye ve Paşmina aynı yerden geliyor; Farsça yünlü kelimesinden.

Koskoca Aleksandır, Arapça’nın el/al takısına kurban gitmiş. Biz sanmışız ki Araplar al-İskender diyor, al’ı atmışız, İskender bize kalmış. E kebabı nereden uydurmuşuz. Uydurmamışız, bulan adam bulduğuna kendi adını vermiş.

Maydanoz, bize Arapça’dan, onlara da Yunanca’dan geçmiş. Atası “Makedonya otu” anlamındaki makedonísion kelimesi.

Yunanca kolpos  kelimesi kucak demek. Denizi kucaklamak anlamından, koy kelimesini üretmişler; korfos demişler. Biz de alıp körfez yapmışız.

Eski Yunanca’da kalkmak, yükselmek anlamında tolle /tol fiili var. Bir de yukarı anlamında ana kelimesi. Yunanlılar durdukları yerden doğuya doğru bakmışlar ve güneşin oradan doğduğunu (kalktığını) görüp anatoli demişler. Biz de bunlar bize ne diyor deyip bunu alıp anadoli > anadolu yapmışız.

Fransızlar da bakmışlar güneş bizim buralardan kalkıyor, bizim kalmak fiilimiz “lever” deyip buradan doğu ülkeleri anlamında “levant” kelimesini üretmişler. Doğuya ait olan şeylere de “levantin” demişler. Bizim levanten yani. Bu arada söz konusu lever fiilinden “kaldıraç” da levier; bizim levye yani. Havada durmak anlamında levitasyon da aynı köten evet.

1800’lü yıllarda İrlanda’da, Toprak Birliği adı altında bir uygulama başlamış. Charles Cunningham Boycott diye biri “Ben tanımıyorum bu kararları birader”  deyip uymama kararı almış. İngilizler daha önce böyle bir şeyler karşılaşmadıkları için bu işe söyleyecek laf bulamayınca adamın soyadından  “to boycott” fiilini üretmişler. Türkler durur mu hemen yapıştırmış cevabı, kelimeyi alıp boykot yapmışız.

Yunanca kerato, boynuz demek. Boynuz takan adama kerata dememiz buradan geliyor. Bir de o boynuzu başına takmayıp ya da hem takıp, hem de yontup ayakkabı çekeceği yapan adamlar var. Orada da ürünün türü olan boynuz zamanla ismi haline gelmiş, çekeceğe de kerata demişiz. Şirin sevimli çocuğa neden kerata demişiz, pezevenk yerine mi ayakkabı çekeceği yerine mi bilemedim.

Tavlada zarı atıyorsunuz 4-4 geliyor hemen yapıştırıyorsunuz “dört cihar” diye. Cihar ya da cıhar, çahar nedir peki, e bildiğimiz dört; onun Farsçası.Tamam çehar cepte; devam edelim.

Hani Anadolu’da kenar süsü yapar kadınlar da ne derler “su işi”. İşte “su” kenar demek. Çahar+su = 4 kenarlı yer, bizim çarşı yani. ( Yıllardır böyle bilirim ama başka bir kaynak “su” yol demektir, çarşı da “dörtyol” demiş. Yolların birleştiği yer anlamında herhalde. Kenar daha mantıklı geliyor ama bilemedim. )

Hani parçalanır da eski elbise falan ne derler eskiler : “paralandı”. “Para/pare” aynen parça demek. çahar+pare =  çalpara. 4 parça dan oluşan dansöz zili.

Bayram seyran olur da tören yaparlar belediyenin alanında, oraya da tahtadan kemer kurarlar, hani “tak” derler. Ondan 4 taneyi kurarsanız ne olur çahar+tak = çardak

Mıh vardır değil mi, çivi anlamında. 4 tane mıh ne eder peki : çarmıh

Cumartesi günü Yahudiler için dinlenme günüdür biliyorsunuz, adı da “şabat günüdür.” Bu şabat kelimesi Farsça’ya şabba/şamba olarak geçmiş ve cumartesi gününü adı olmuş. Peki cumartesiden 4 gün sonrası ne olur çahar+şamba = çarşamba. Bu arada, tavlada 5 neydi, penc; 5. gün neymiş o zaman penc+şembe. Hayır şeş-şembe yok, diğer günlerin isimleri başka yerlerden geliyor.

Çöp deyince evin çöpü dışında aklımıza bir de ince dal gelir değil mi. İşte o dallardan 4 tanesi koyun bir araya çahar+çübe = çerçeve

Tavlada 1 neydi, yek. Dörtte bir, çahar+yek = çeyrek

 

4-5 maddeden fazla yazmayayım diyordum, daha da duramadım. Beğenirseniz devamı da gelir 🙂

Share Button

ber-

/ber-/ ön eki, Farsça’da ve Arapça’da önüne geldiği kelimeye, Türkçe’deki /-de/ son eki gibi  üzeri, üzerinde veya yukarı doğru hareket etme anlamı veriyor.

beraber, barabar : üstüste, denk, birlikte
bertaraf : başka bir tarafa koymak anlamında
bermutad : mutad ( Arapça, alışılmış) kelimesinden, alışıldığı üzere anlamında
berkemal : kemal ( Arapça, tamlık, kusursuzluk) kelimesinden, sorun yok, işler yolunda anlamında
berhava : havaya gitmiş, uçmuş, kaybolmuş ( berhava etmek/olmak : patlatmak / patlamak, ziyan etmek / ziyan olmak)
bergüzar : güdar ( Farsça, yol) kelimesinden, yolluk, yol hediyesi anlamında.
berduş : orijinal kelime haneberduş; hane (Farsça, ev), duş/döş ( farsça, omuz) evi omzunda yüklü anlamında
berdevam : devamlı anlamında

Ve işte bu yazıyı yazmama neden olan kelime :

berbad : bad (Farsça, rüzgar.  Kelimenin son harfi /ﺩ/ dal) yele verilmiş, rüzgar vurmuş anlamında. Zamanla kötü olan her durumu tarif etmek için kullanılmış. TDK güncel karşılığını 1. Kötü 2. Bozuk: 3. Çirkin, beğenilmeyen olarak vermiş.

berbat : bat ( Farsça, kaz. Kelimenin son karfi /ﻂ/ ta ) Bu kelimedeki ber ise göğüs anlamında. Kubbealtı Lugatı Büyük ve yuvarlak gövdesi kaz göğsüne benzetildiği için bu ismi alan, kopuza ve lavtaya benzer mızraplı çalgı olarak vermiş. Biraz arayınca yandaki fotoğrafı bulabildim de gözümde canlandı. Burhan-ı Katı sözlüğünde Kopuz’a verilen bir isim olarak da geçiyormuş.

İslam Bilgileri Ansiklopedisinde; Azerbaycan maddesi altında da bahsi geçmektedir. “Azerbaycan mûsikisi zengin bir enstrüman topluluğuna sahiptir. En çok kullanılan çalgılar tar, kamança, nagara ve zurnadır. Azerbaycan mûsikisinde çeşitli devirlerde kullanılmış başlıca enstrümanlar şunlardır: a) Telli çalgılar: Tar, saz, kamança, rebap (rübab), berbat, setar, tenbur, çeng, rûd. b) Nefesli çalgılar: Zurna, ney, tütek, mey, balaman (balaban), yassı balaman, tulum, nefîr, şeypûr. c) Vurmalı çalgılar: Gaval, nagara, goşa nagara, tebıl, sinc (zinc). Son zamanlarda garmon (akordeon) ve klarnetin de enstrümanlar arasına girdiği görülmektedir.”

Ayrıca /ber/ in kelime olarak farklı anlamları da var : 

Farsça : Yemiş, meyve, mahsul,
Berâver : Yemiş veren, meyveli
Berdar  : ( Farsça sahip olan anlamındaki -dar son ekiyle) Meyveli

Arapça : 1. Kara toprak 2. Hayır sâhibi, iyi amel işleyen, sâlih kimse.

Bir de Farsça “götürmek” anlamındaki burden kelimesinden “götüren” anlamında son ek olarak kullanımı da var :
Ambar : (Farsça birlikte, beraber anlamında ham/hem sözcüğünden) birlikte götürülen yer anlamında. 
Dilber:
Gönlü alıp götüren, güzel.
Emirber: Emir götüren.
Fermanber: Ferman götüren.
Rençber : ( Farsça, zahmet anlamındaki renç kelimesinden) zahmet götüren, emekçi.
Peyamber: ( Farsça, haber anlamındaki peyam kelimesinden) haber götüren, peygamber.

Share Button

Dört ve Cıhar Üzre


Dört bildiğimiz dört değil mi efendim. Peki cıhar nedir ? O da bildiğimiz dört, dördün Farsça olanı. Daha doğru okunuşuyla “çehar”.

Nereden biliriz efendim biz bu dörtcıharı, tavladan. Neresinden, 4-4 (::-::) gelmesinden. Ayrıca cıharıyek ( 4-1), cıharıdü (4-2), cıharıse (4-3) ve şeşcıhar (6-4) gibi kullanımlarına da aşinayızdır, en azından biz tavlacılar 🙂 5-4’e de penccıhar mı denir cıharüpenc mi denir bilemedim şimdi. Hiç atmamışım herhalde tavla hayatım boyunca 🙂

Tavla severlerin gayet iyi bildiği, bilmeyenlerinse genellikle merak ettiği üzre tavlada sayılar, 1’den 6’ya kadar Farsça karşılıklarıyla yek, dü, se, cıhar, penc, şeş olarak adlandırılırlar.

Ama ben bu gün 4 ü seçtim sizlere, 4 ün cıhar olanını. Zira biz bunu ne çok kullanıyormuşuz da aslında haberimiz yokmuş.

Mesela çarşamba. çehar+şembe. Şembe, “gün” demek, çehar malumunuz. Yani dördüncü gün. E hemen arkasından da beşinci gün mü geliyor o zaman ? bakalım : perşembe = penc+şembe. Evet hesap doğru.

E iyi de çarşamba 4. değil 3. gün diyeceksiniz. İyi de o şimdi öyle. “Gün”ün “şembe” olduğu zamanlarda ilk gün pazarmış efendim.

Peki başka nerede var bu çehar.

Soldan sağa 3 harfli, bayramlarda tören alanlarında kurulur. Nedir? Evet “tak” diyenleri tebrik ederim. Kelime anlamı “kemer”. Peki çehar+tak dersek. Oldu size “dört kemer”. Yani bizim “çardak”. 4 kemerden oluşan yapı yani.

Peki yine 3 harfli, çivi. Nedir ? “Mıh” diyenleri tebrik ederim yine. Çehar + mıh = çarmıh. 😉

Peki ya çarşı ? Sizce o da mı 4 ile alakalı. Bakalım Farsça “su” ne anlama geliyormuş : “taraf, yön”. çehar+su = 4 taraf, alan, agora. Evet bu da bizim 4 🙂

Bir de çerçeve var. Çöp deriz ya evendim ince tahta çubuklara. İşte çerçeve neden yapılır 4 adet çubuktan : çehar+çübe

Peki ya çeyrek. Neydi efendim tavlada 1 : yek. Eh işte “çeharyek” yani dörttebir, yani çeyrek.

Tamam şimdi gözünüzün önüne bir dansöz getirin. Tamam şimdi bakınca ne görüyorsunuz ? Hayır daha yukarı, öhm beyler daha yukarı lütfen. Biraz daha yukarı. Hah işte ellerinde ne var :zil. ( bu dansözlerin elleri de oluyormuş demek 🙂 ) Kaç tane zil var 2 çift yani 4 tane. 4 parça yani. yani çehar+pare = çalpara.

Peki ya çarşaf ? Cehar + şaf diye ayırıp şaf ne diye düşünenlerinize inceden gülüyorum. Zira bu kelimenin kökeni “çaderşeb”. Çader örtü demek ( çadır’ın da kökeni) şeb ise gece. Yani gece örtüsü anlamında. Evet bunun bizim 4 le bir alaksı yok, dilbilim bu matematik değil ki 🙂 Tabi fark etmişsinizdir, burada bahsettiğimiz çarşaf, yatağa serilen çarşaf. Kıyafet olan çarşaf olsa olsa çadırdan geliyordur: çader+şeb. Ama sanırım burada “gece gibi karartan” anlamında.

Evet sosyal içerikli bir cümleyle konuyu bitirdim. Toplumsal dikkat çekmek için şart dediler, ne yapayım. 🙂

Bu etimoloji denen şeyi çok severim ben. Kullandığımız ve ne abuk sabuk şey bu böyle dediğimiz bir sürü kelimenin nereden geldiğini ve nasıl geldiğini öğrenmemiz açısından keyifli bir olay. en azından benim için böyle.

Siz hiç merak etmez misiniz masa neden masa ( yunanca aynı anlamdaki “mesa” dan geliyor) , kupa neden kupa ( italyanca saplı bardak alamındaki “coppa”dan), tiner neden tiner ( boya inceltici olarak ingilizce aynı anlamındaki “thinner”). Ya da ne bileyim künefe ile kenef kelimelerinin aynı kökten geldiğini bilmeniz bir şey değiştirir mi yemek alışkanlıklarınızda.

Veya bu adam neden bu kadar geveze, neden susması grektiği yerde susmuyor, yazıyı uzattıkça uzatıyor, hiç mi merak etmezsiniz.

Öhm…