Bir insan eriyebilseydi eğer…

Bir insan eriyebilseydi eğer, ben bu gece erirdim. Senin o beni hiç görmeyişini, kameralara poz verişini, dans figürleri yapışını görür, erirdim. Hem de öyle mum gibi kaba ve kalın değil, o bilmem kaç yıllık barın birbirine kaynamış tahtaları arasından sızıp, o bilmem kaç yıllık binanın taa temellerine sızacak kadar ince ve çaresiz erirdim.

Öyle ki, kim bilir, belki yıllar sonra; sıcaklığın mevsim normallerinin hayli uzerinde seyrettiği bir yaz gunü, bir sebeple o binayı yıkacak olan adamlar temelin derinliklerinde, erimiş halimle aldığım şekli bulurlardı. Hiç bir şey anlamadan şekilsizliğime bakıp, sonra da kaldırıp bir köşeye atarlardı.

Ama can, ama yıkıcılar eve gittikten sonra, o bütün yaz sıcağına rağmen birden hava bulutlanır ve bir kaç damla yağmur düşerdi. Ve gülüşü ömrümü silbaştan yapan kadın, benden kalanın üzerine düşen o yağmur öyle bir kokardı, öyle bir kokardı ki… O kokuyu içine çeken her erkekle her kadın, birbirine öyle bir aşık olurdu ki… O tarihe kadar yazılmış bütün aşk romanları unutulur, artık herkes sadece bizimkini hatırlardı.

Yazılması yasak o anları, tenini, sesini, gözlerini; dokunuşunu, söyleyişini, inleyişini; susuşunu, bakışını ve ellerini yazardı. Ve öyle ki, ömrümü ömrüne katasım gelen kadın, eskiden yazılmış bütün iki isimli aşk hikayeleri unutulur, ne Kerem’in çölü, ne Ferhat’ın suyu, ne Yusuf’un çığlıkları hatırlanır; artık sadece ve sadece benim sensiz gecelerde kendime söylediğim şarkılarım hatırlanırdı.

Bir insan eriyebilseydi can, eğer eriyebilseydi; bundan sonra tarih sadece bizi yazardı.

Share Button

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir