REKLAMLAR ve YARATICILIK

Taktım reklamlara ben. Normalde seyrettiğim kanallarda pek az denk gelirim. Ama bu sıralar daha fazla izliyorum. ( Tamam itiraf ediyorum, yazacak malzeme çıksın diye işte…)

Reklam niye yapılır ? Sanıyorum ki yeni bir ürünü tanıtmak ya da var olan bir üründeki yeniliklerden, gelişmelerden, kampanyalardan haber vermek için olmalı. Tabi ki dikkat çekici, akılda kalıcı, ürünü cezbettirici olmalı gibi bir takım vasıfları da olmalıdır sanıyorum. Ama çok ürün var ve sanıyorum fikirler de bir yerden sonra tükeniyor.

Mesela son günlerde dikkatimi çeken bir reklam var, siyah beyaz bir çekim, hatta efektle renkler biraz daha çizgi roman ( günah şehri ? ) havasına büründürülmüş. Bir adam eski model bir araba kullanıyor bir yandan da aklında “onu gördüğümden beri vaz geçemiyorum, sadece onu düşünüyorum, onsuz ne yaparım” gibi şeyler geçiriyor. İnsanın aklına ilk olarak bir hatun kişi geliyor ama onun da reklamı olmaz ki yahu. Neyse iki üç kelam sonra ürün ortaya çıkıyor : adamın elinde tuttuğu bir çikolatalı gofret.

Haydaaaa. Yahu adam, yesene gofreti zaten almışsın, ne diye kendine eziyet ediyorsun. İlk 3-4 seyredişimde adam herhalde şeker hastası da, yiyemiyor bunu, sonunda lafı öyle bir şeye bağlayacaklar dedim ama değil. Adam o gofreti yiyecek, kendine eziyet ediyor. Bu reklamın hedef kitlesi ve bu kitle üzerinde bırakmak istediği etki acaba nasıl bir şey, reklamcılardan duymak isterdim.

Reklamın son cümlesi ise daha çarpıcı : “sadece sınırlı sayıda”. Klişe kullanalım da tam olsun demişler sanıyorum. Yahu gofret bu kardeşim, “her il için 12 tane” mi ürettiniz sadece. Sınırlı sayı dediğin 100 bin falandır herhalde. Diğerlerini sınırsız mı üretiyorsunuz yani, bilen yok mu adetini, makineler durmaksınız ( ve elemanlar saymaksızın) gofret mi üretiyor da bunu sınırladınız ? Hem bunun sınırından ne olacak. Reklamı duyan, pijama terlik markete koşup sınırlı sayıdaki bu ürün tükenmeden bunu alsınlar diye umdular sanırım. Koleksiyon serisi çıkarsaydınız da hiç yemeseydik o zaman.

Yine benzer bir ürün var, metroda giden bir vagon insanın “içindeki ses” ile ilgili. Herkesin içindeki ses söz konusu ürünle ilgili bir şeyler söylüyor. Hayvanseverler de düşünülerek bir köpeğin içindeki ses de dillendirilmiş. Burada bir de o sırada söz konusu ürünü tüketmekte olan – ağzı dolu – bir kızımız var. Bu kızımız da etrafındaki herkesin bu ürünü düşlediğini şıppadanak anlamış ki “içimden bir ses, bunu hemen bitirmem gerektiğini söylüyor” diyor. Lakin nedense bunu ağzı dolu bir insan konuşmuş . İyi de kızım senin içindeki ses yemiyor ki bu mereti, sen yiyorsun, içindeki sesin sesi neden ağzı dolu bir şekilde çıkıyor. Bir de söz konusu seslendirmeyi yapan kıza bir şey yedirseydiniz de daha bir gerçekçi olsaydı bu ağzı dolu ses, çok yapmacık olmuş.

Ben küçükken, karadenizlilere mal edilen ve hamsi kafası ile ilgili bir fıkra vardı. Şöyle ki, bir karadenizli vatandaşımız hamsi yiyip kafaları bir kenara ayırrıyormuş, biri bunu görüp de neden ayırdığını sorunca, bunlar zeka açar o yüzden sonra yiyeceğim demiş. Zeka kapanıklığından mustarip olan bu vatandaş kafaları almak istemiş, karadenizli de 5 milyon demiş (o şimdi 5 TL) . Adam parayı verip almış ve yerken demiş ki “yahu bu balığın kilosu 2 milyon, sen sadece kafaları bana 5 milyona sattın” karadenizli de “bak şimdiden işe yaradı, akıllandın” demiş.

Bu fıkra size bir başka gofret reklamından tanıdık geliyor mu acaba. Balık yerine araba iten bir delikanlı koyun mesela… Eeee ? 30 yıllık fıkra, 30 yıllık konu, nerde yaratıcılık, nerede özendiricilik. Reklamı her gördüğümde benim canım sadece hamsi istiyor. Acaba diyorum, balıkçılar, “çapraz reklam” gibi bir mantık mı yürüttüler ne yaptılar: ” ha gel hele boyle, ne diyeceğum : gofret reklamı yapıp hamsi satışlarını arrturalum diyrum uşşağum, ne diysun ? “

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir