Category Archives: Türkçe

Etimoloji Sohbetleri

Pişmaniye ve Paşmina aynı yerden geliyor; Farsça yünlü kelimesinden.

Koskoca Aleksandır, Arapça’nın el/al takısına kurban gitmiş. Biz sanmışız ki Araplar al-İskender diyor, al’ı atmışız, İskender bize kalmış. E kebabı nereden uydurmuşuz. Uydurmamışız, bulan adam bulduğuna kendi adını vermiş.

Maydanoz, bize Arapça’dan, onlara da Yunanca’dan geçmiş. Atası “Makedonya otu” anlamındaki makedonísion kelimesi.

Yunanca kolpos  kelimesi kucak demek. Denizi kucaklamak anlamından, koy kelimesini üretmişler; korfos demişler. Biz de alıp körfez yapmışız.

Eski Yunanca’da kalkmak, yükselmek anlamında tolle /tol fiili var. Bir de yukarı anlamında ana kelimesi. Yunanlılar durdukları yerden doğuya doğru bakmışlar ve güneşin oradan doğduğunu (kalktığını) görüp anatoli demişler. Biz de bunlar bize ne diyor deyip bunu alıp anadoli > anadolu yapmışız.

Fransızlar da bakmışlar güneş bizim buralardan kalkıyor, bizim kalmak fiilimiz “lever” deyip buradan doğu ülkeleri anlamında “levant” kelimesini üretmişler. Doğuya ait olan şeylere de “levantin” demişler. Bizim levanten yani. Bu arada söz konusu lever fiilinden “kaldıraç” da levier; bizim levye yani. Havada durmak anlamında levitasyon da aynı köten evet.

1800’lü yıllarda İrlanda’da, Toprak Birliği adı altında bir uygulama başlamış. Charles Cunningham Boycott diye biri “Ben tanımıyorum bu kararları birader”  deyip uymama kararı almış. İngilizler daha önce böyle bir şeyler karşılaşmadıkları için bu işe söyleyecek laf bulamayınca adamın soyadından  “to boycott” fiilini üretmişler. Türkler durur mu hemen yapıştırmış cevabı, kelimeyi alıp boykot yapmışız.

Yunanca kerato, boynuz demek. Boynuz takan adama kerata dememiz buradan geliyor. Bir de o boynuzu başına takmayıp ya da hem takıp, hem de yontup ayakkabı çekeceği yapan adamlar var. Orada da ürünün türü olan boynuz zamanla ismi haline gelmiş, çekeceğe de kerata demişiz. Şirin sevimli çocuğa neden kerata demişiz, pezevenk yerine mi ayakkabı çekeceği yerine mi bilemedim.

Tavlada zarı atıyorsunuz 4-4 geliyor hemen yapıştırıyorsunuz “dört cihar” diye. Cihar ya da cıhar, çahar nedir peki, e bildiğimiz dört; onun Farsçası.Tamam çehar cepte; devam edelim.

Hani Anadolu’da kenar süsü yapar kadınlar da ne derler “su işi”. İşte “su” kenar demek. Çahar+su = 4 kenarlı yer, bizim çarşı yani. ( Yıllardır böyle bilirim ama başka bir kaynak “su” yol demektir, çarşı da “dörtyol” demiş. Yolların birleştiği yer anlamında herhalde. Kenar daha mantıklı geliyor ama bilemedim. )

Hani parçalanır da eski elbise falan ne derler eskiler : “paralandı”. “Para/pare” aynen parça demek. çahar+pare =  çalpara. 4 parça dan oluşan dansöz zili.

Bayram seyran olur da tören yaparlar belediyenin alanında, oraya da tahtadan kemer kurarlar, hani “tak” derler. Ondan 4 taneyi kurarsanız ne olur çahar+tak = çardak

Mıh vardır değil mi, çivi anlamında. 4 tane mıh ne eder peki : çarmıh

Cumartesi günü Yahudiler için dinlenme günüdür biliyorsunuz, adı da “şabat günüdür.” Bu şabat kelimesi Farsça’ya şabba/şamba olarak geçmiş ve cumartesi gününü adı olmuş. Peki cumartesiden 4 gün sonrası ne olur çahar+şamba = çarşamba. Bu arada, tavlada 5 neydi, penc; 5. gün neymiş o zaman penc+şembe. Hayır şeş-şembe yok, diğer günlerin isimleri başka yerlerden geliyor.

Çöp deyince evin çöpü dışında aklımıza bir de ince dal gelir değil mi. İşte o dallardan 4 tanesi koyun bir araya çahar+çübe = çerçeve

Tavlada 1 neydi, yek. Dörtte bir, çahar+yek = çeyrek

 

4-5 maddeden fazla yazmayayım diyordum, daha da duramadım. Beğenirseniz devamı da gelir 🙂

Share Button

ber-

/ber-/ ön eki, Farsça’da ve Arapça’da önüne geldiği kelimeye, Türkçe’deki /-de/ son eki gibi  üzeri, üzerinde veya yukarı doğru hareket etme anlamı veriyor.

beraber, barabar : üstüste, denk, birlikte
bertaraf : başka bir tarafa koymak anlamında
bermutad : mutad ( Arapça, alışılmış) kelimesinden, alışıldığı üzere anlamında
berkemal : kemal ( Arapça, tamlık, kusursuzluk) kelimesinden, sorun yok, işler yolunda anlamında
berhava : havaya gitmiş, uçmuş, kaybolmuş ( berhava etmek/olmak : patlatmak / patlamak, ziyan etmek / ziyan olmak)
bergüzar : güdar ( Farsça, yol) kelimesinden, yolluk, yol hediyesi anlamında.
berduş : orijinal kelime haneberduş; hane (Farsça, ev), duş/döş ( farsça, omuz) evi omzunda yüklü anlamında
berdevam : devamlı anlamında

Ve işte bu yazıyı yazmama neden olan kelime :

berbad : bad (Farsça, rüzgar.  Kelimenin son harfi /ﺩ/ dal) yele verilmiş, rüzgar vurmuş anlamında. Zamanla kötü olan her durumu tarif etmek için kullanılmış. TDK güncel karşılığını 1. Kötü 2. Bozuk: 3. Çirkin, beğenilmeyen olarak vermiş.

berbat : bat ( Farsça, kaz. Kelimenin son karfi /ﻂ/ ta ) Bu kelimedeki ber ise göğüs anlamında. Kubbealtı Lugatı Büyük ve yuvarlak gövdesi kaz göğsüne benzetildiği için bu ismi alan, kopuza ve lavtaya benzer mızraplı çalgı olarak vermiş. Biraz arayınca yandaki fotoğrafı bulabildim de gözümde canlandı. Burhan-ı Katı sözlüğünde Kopuz’a verilen bir isim olarak da geçiyormuş.

İslam Bilgileri Ansiklopedisinde; Azerbaycan maddesi altında da bahsi geçmektedir. “Azerbaycan mûsikisi zengin bir enstrüman topluluğuna sahiptir. En çok kullanılan çalgılar tar, kamança, nagara ve zurnadır. Azerbaycan mûsikisinde çeşitli devirlerde kullanılmış başlıca enstrümanlar şunlardır: a) Telli çalgılar: Tar, saz, kamança, rebap (rübab), berbat, setar, tenbur, çeng, rûd. b) Nefesli çalgılar: Zurna, ney, tütek, mey, balaman (balaban), yassı balaman, tulum, nefîr, şeypûr. c) Vurmalı çalgılar: Gaval, nagara, goşa nagara, tebıl, sinc (zinc). Son zamanlarda garmon (akordeon) ve klarnetin de enstrümanlar arasına girdiği görülmektedir.”

Ayrıca /ber/ in kelime olarak farklı anlamları da var : 

Farsça : Yemiş, meyve, mahsul,
Berâver : Yemiş veren, meyveli
Berdar  : ( Farsça sahip olan anlamındaki -dar son ekiyle) Meyveli

Arapça : 1. Kara toprak 2. Hayır sâhibi, iyi amel işleyen, sâlih kimse.

Bir de Farsça “götürmek” anlamındaki burden kelimesinden “götüren” anlamında son ek olarak kullanımı da var :
Ambar : (Farsça birlikte, beraber anlamında ham/hem sözcüğünden) birlikte götürülen yer anlamında. 
Dilber:
Gönlü alıp götüren, güzel.
Emirber: Emir götüren.
Fermanber: Ferman götüren.
Rençber : ( Farsça, zahmet anlamındaki renç kelimesinden) zahmet götüren, emekçi.
Peyamber: ( Farsça, haber anlamındaki peyam kelimesinden) haber götüren, peygamber.

Share Button

Ah benim canım Türkçem – W’nin dilimizdeki yeri

Bugün sanal dünyadaki olağan gezintilerim sırasında bir bloga denk geldim. Ana sayfada TRT tarafından hazırlanan ve Türkçe’nin yanlış kullanımını ve bozulmasını iğneleyen bir video vardı. Yazı kısmında da ne kadar doğru bir yaklaşım olduğundan, dilimizin nasıl bozulduğundan bahsediliyordu.

Aman ne güzel derken birden sitenin adresine dikkat ettim; olacak iş değil. Site sahibi arkadaş, gayet Türkçe olan isminin içinde geçen V harfini W olarak yazmıştı. Bu sadece sitenin adresi değil, aynı zamanda adı da. Haberi siteye yazan kişi de, kendine takma isim olarak ( şu bizim nick name yani) yabancı bir diziden bir karakterin adını seçmiş.

Pekiyi ana konu neydi, bozulan dilmiz. Hatta yazarın kendi sözleriyle “ayaklar altına alınan dilimiz”.

Türkçe’yi bu kadar sevip de kullanmamak nasıl bir histir anlayamadım.

Üstelik sitede bir alttaki yazıda da hem başlıkta hem de yazıın içeriğinde “mause” diye bir kelime kullanılmış. Yazıyı okuyunca bunun “mouse” olması gerektiğini anladım. Dilimizde, tam kelime ve anlam karşılığı olarak kullanılan fare diye bir kelime de varken üstelik. Daha ilerilerde “İngilizceyi sevelim, koruyalım, ayaklar altına almayalım.” diye de bir yazı var mı diye baktım ama göremedim.

Sitenin adını vermiyorum. Derdim kötü reklam yapmak değil. Bu yazıdakileri zaten onlara da yazdım.

Bir şey daha var, yazdım diyince aklıma geldi. Sitenin her haber için bir yorum ekleme özelliği de var. Burada şöyle bir not düşülmüş : “Türkçenin doğru kullanıldığı yorumları seviyoruz. ( Nasıl yazmalıyım)”. Nasıl yazmalıyım bölümü bir başka sayfaya gidiyor ve burada nasıl yazılması gerektiği ile ilgili bir metin var. Metnin ilk cümlesi şöyle başlıyor : “Blogları diğer web sitelerinden ayıran en önemli özelliklerden biride…” ( de bitişik yazılmış) 🙂

Üstelik siz yorumu yazıp gönderdiğinizde, sistem otomatik olarak bütün büyük harfleri küçük harfe çeviriyor. Böyle de bir yapıcılık eklenmiş. Sanırım Türkçenin ayaklar altına alınmaması için yapılmış. Belki de arkadaşlar büyük harflere daha gelmediler. 🙂

Yorumların düzgün olması için “edit edildiği” belirtilmiş ama birleşik yazılan soru ekleri ve editörün kendi yazısında bile yanlış yazılmış -de/-da hataları ortalıkta cirit atıyor.

Öyle ki , sitede söylenen, eleştirilen ve yapılan arasındaki dayanılmaz çelişki bana da bu yazıyı yazdırdı. Normalde, başlıkları görür görmez kara listeye atacağım bir siteydi.

***

Çocukken bir kaç ciltlik bir kitap setim vardı. Sanıyorum Yapı Kredi Bankası ( o zamanlar daha Koç tepmemişti kendisini) dağıtmıştı. Boyutları alışılmışın ( o zaman için) biraz dışında olduğu için değişik gelmişti. Zaten konusu da Atatürk’ün hayatıydı, ilginç gelmemesi mümkün değil. Okullarda okumadığımız şekilde çok keyifli bir dille anlatılmış bir sürü detay vardı kitaplarda.

O kitaptan aklımda kalan şeylerden bir tanesi de Atatürk’ün çok sevdiği söylenen iki dizeydi ” O mahiler ki derya içindedirler / Deryayı bilmezler”. (O balıklar ki denizin içindedirler / Denizi bilmezler.) Hem Atam severmiş diye hem de benim de çok hoşuma gittiğinden yıllarca bu sözü sık sık kullanmışımdır. Ve genellikle hemen arkasından da hem anlamsal, hem de sessel olarak çağrıştırdığı için “kendini bilmezler ” diye eklerim.

Bu yazıma da ekleyeyim istedim.

Ve bu yazımın ana fikrini ise şöyle belirledim : “Türkçeyi bilmiyor, İngilizceyi bilmiyor, başka dil bilmiyor; anlatacak derdi var, ne yapsın bu insanlar ?” Dilerim, bu konu akademik çevre tarafından fark edilir ve en kısa sürede birisine tez olarak verilerek bir çözüme bağlanır.

Share Button

Sorular – Edebiyat Alemi

Birden aklıma gelen bir kaç soru. İlginç bulacağınızı umarım.

Soruların cevapları hemen altlarında beyaz olarak yazılmıştır. Boyayarak görebilirsiniz.

1. Halikarnas Balıkçısı olarak bilinen yazarımızın gerçek adı nedir ? Adı hadi neyse de, soyadını doğru biliyor musunuz bakalım.

Odamın kapısında iki kişi, nereden akıllarına estiyse, Halikarnas Balıkçısının soyadını tartışıyorlardı Karaağaçlı mı, Kabaağaçlı mı diye. Oradan esti aklıma, ilginç olduğunu düşündüğüm bir kaç soru sormak istedim. Sorunun cvabı : Cevat Şakir Kabaağaçlı

2. Ümit Yaşar Oğuzcan’ın oğlu ile ilgili bir şeyler biliyor musunuz ? Adı nedir, Galata Kulesi ile bağlantısı nedir, onun için şiir yazmış mıdır ?

Ümit Yaşar’ın Galata Kulesi isimli şiiri

“6 Haziran 1973
Pırıl pırıl bir yaz günüydü
Aydınlıktı, güzeldi dünya
Bir adam düştü o gün Galata Kulesinden
Kendini bir anda bıraktı boşluğa
Ömrünün baharında
Bütün umutlarıyla birlikte
Paramparça oldu
Bir adam düştü Galata Kulesinden
Bu adam benim oğlumdu ”

diye başlar. Hikakeyi bilmeyenler için ciddi bir tokat gibi çarpar bu bendin son iki dizesi insanın yüzüne. İsim için de aynı şiirin son bendini gödereyim.

“6 Haziran 1973
Galata Kulesinden bir adam attı kendini
Bu nankör insanlara
Bu kalleş dünyaya inat
Şimdi yine bir ninni söylüyorum ona
Uyan oğlum, uyan oğlum, uyan Vedat. ”

3. Orhan Veli nasıl ölmüştür ?

Beyin kanamasından ölümüştür. Ama tabi benim asıl dile getirmek istediğim ” belediyenin açtığı bir çukura düşerek” cevabıydı. Üstad Ankara’ya bir ziyaretinde gece vakti çukura düşmüş. Başına aldığı darbeyi önemsemeyerek ilgilenmemiş, bir kaç gün sonra İstanbul’da br arkaşadışının evinde fenalarşarak hayatını kaybetmiştir.

4. “Maraşlı Şeyhoğlu Satılmış” hangi eserde geçer ?

Han Duvarları

5. İmzası sigara içen, şapkalı bir adamın profiline benzeyen şairimiz kimdir ?

Cemal Süreya

6. Eski inanışta kitapların kurtlanmasını ve zarar görmesini engelleyen bir cin olduğu rivayet edilirmiş. Her kitabın başına “ya…” diye bu cinin adı yazılırmış. Bu cinin adı nedir ?

Kebikeç

7. İçinde hiç e harfi bulunmayan bir kitap vardır, adı nedir, kim yazmıştır ? (Türk yazar)

Bahsettiğim kitabın adı “e’siz potkal” Ersin Tezcan tarafından yazımıştır. 1997 yılı Aralık Ayında “e yayınları” tarafından yayımlanmıştır.

8. Özdemir Asaf ile Beyaz’ın ( Beyazıt Öztürk) ortak özelliği nedir ? 🙂

Sözlü iletişimde r harfini kullanmazlar.

9. “İki yoktan ne çıkar fikredelim bir kerre” dizesinde ismi ( mahlası) saklı olan divan şairi kimdir ?

Nâbi. “İki yok” derken eski dildeki yokluk/olumsuzluk anlamı veren ekleri kastetmiştir. na ( natamam, namüsait) ve bi ( biçare, bikarar)

10. Cemal Süreya ve Süreyyya Evren isimleri arasında Y harfi ile iligli olan bağlantıyı biliyor musunuz ?

Cemal Süreyya bir arkadaşıyla girdiği bir iddia sonucnda adındaki bir harfi atarak Cemal Süreya olmuştur. Bunu “Elma” isimli şiirinin son dizesinde “Adımın bir harfini atıyorum” diyerek dile getirir. Yıllar sonra Süreyya Evren isimli yazar ise “ben de bu y yi alı adıma eklerim diyerek” Süreyyya Evren olmuştur.

Dilimiz : Yanlış Kullanılan Kelimeler

“Efendim, dilimizde kelimelerin yalnış kullanılmından nasıl muzdaribim anlatamam. Ama sanıyorum yanlız bana veriyor bu ızdırabı, çünki görüyorum ki benden başka takan yok. Özellikle dilimizde mevcut canım kelimelerin yerine yabancı dilde tekamül edenleri kullanmak modası aldı başını gidiyor. Saymaya kalksak rakkamlar yetmez. Durum tehammül edilemez bir hal aldı. Dilimizin tekabülü ve akibeti ve olacak çok merak ediyorum. İşte bugünki yazımı bu münhal üzre yazmak isterim.”

Yukarıdaki yazıyı okuyup da “hay ben senin Türkçene..” diyenlere öncelikle teşekkür ederim. Yukarıdaki yazıyı okuyup da bir şey demeyenlere ise teessüf…

Evet bu yazı, dilimize sıklıkla yanlış kullanılan kelimeler üzerine olacak. Ve ilk paragraf da bu yanlış kullanımlarla dolu. Bir sürü kelime yanlış yazılmış ya da yanlış şekilde/yerde kullanılmış. Sizden rica etsem bir daha okuyup “kelime hatalarını” bulmaya çalışır mısınız ?

Ben ricamı kırmayıp tekrar ve daha dikkatli okuduğunuzu varsayarak, ufak ufak anlatmaya başlayayım; aklım erdiği, dilim döndüğünce…

İlk düzeltmem biraz tekerleme şeklinde olsun istedim : Yanlış kelimesinin yalnış şeklinde yazımı yanlıştır. Karışıklığa mahal vermemek için bir daha söylüyorum, kelimenin doğrusu : YANLIŞ
Bu arada “mahal vermemek” yerine, “neden olmamak” deseydim daha da güzel olurdu değil mi…

Yukarıdaki paragrafta yanlız olarak yazdığım kelimenin doğrusu ise YALNIZ.

Gelelim “ıstırap – mustarip” ikilisine. Izdırap, ıztırap, ızdırab vb. bir sürü yanlış yazımı ve söylenişi var bu kelimenin. E buna bağlı olarak da “ıstırap çeken” anlamındaki muzdarip, muzdarib vb. kelimesi de muhtelif şekillerde kullanılıyor. Doğruları ISTIRAP ve MUSTARİP.

Çünki yazmışım doğrusu ÇÜNKÜ olacak, elimi eşek arısı sokacak. ( Yaygın kullanılanın aksine eşşek değil de EŞEK. Ş sayısı sinirle söylendiği zaman, asabiyetle doğru orantılı olarak artabilir.)

Bir de bu tekamül – tekabül olayı var. Nedense bu kelimeleri kullanmak arzusuyla yanıp tutuşan ama hem yanlış yerde hem de yanlış söyleyişle kullanan br sürü kişi var. Hemen bakalım hangisi ne demekmiş :

TEKÂMÜL : İkinci hecedeki a ince ve uzun olarak okunur. “Olgunlaşmak ve gelişmek” anlamındadır.

TEKABÜL : İkinci hecedeki a kalın ve uzun okunur. “Karşılama, karşılık olma” anlamındadır.

Yukarıdaki hatalı kullanımlarına gelecek olursak :
“…kelimelerin yerine, yabancı dile tekabül edenleri kullanmak…” ve
“Dilimizin tekâmülü ve akıbeti….” olmalıydı.

Bu arada farkındaysanız AKIBET de yanlış yazılmış. Ne kadar cahilim

“Saymaya kalksak rakkamlar yetmez.” cümlesi ise adamı astıracak bir cümle. Öncelikle doğru kelime RAKAM olmalıydı. Diğer bir hata ise sayma işinin sayılarla yapılması, rakamlarla değil.

Aklınıza takılırsa diye yazıyorum ( benim takıldı çünkü) : “Yazmaya kalksam harfler yetmez.” ile “Yazmaya kalksam kelimeler yetmez.” arasında bence çok fark var. Ve ikincisi edebi olarak da mantıksal olarak da daha güzel. ( “cuk orutuyor” da derler)

Bakalım başka neler yumurtlamışım. “Bugünki” yazmışım; elim kırılsın BUGÜNKÜ olacak. Tehammül kadar başıma taş düşsün, doğrusu TAHAMMÜL olacak. “Münhal üzre” bir yazı yazmışım, beni o kalemin yapıldığı ağaçla dövseniz bile az.

Münhal kelimesi “boş, açık müsait ( kadro, yer, durum)” anlamındadır. Kullanılması gereken doğru kelimeler “MİNVAL ÜZERİNE” olmalıydı. Minval ise “yol, biçim, tarz” anlamındadır. Tabi buna da ne gerek var, “bu konuyla ilgili” yazsana be adam herkes anlasın.

Paragrafta bilinçli olarak yaptığım yanlışlar bu kadardı. Bilmeden yaptıklarımı ise bulmak size kalsın

Burada yeri gelmişken ( gelmedi aslında ben getirdim, siz de geldiniz ) bir kaç kelimeden daha bahsedeceğim.

“Şarz etmek” diye bir ifade aslında yok biliyor musunuz ! En sık yanlış kullanılan kelimeler sıralamasında birinciliği daha yılarca başka hiçbir kelimeye kaptırmayacağından emin olduğum, neredeyse herkesin kullandığı ve oysa benim telaffuz etmekte bile zorlandığım sarz kelimesinin doğrusu ŞARJ. Eller telefonunu şarj ederken, biz daha hala şarz edersek ( hatta benim canımım içi sevgilim, uçaktan indikten sonra 7 saat boyunca açmayı unutrak beni meraktan çıldırtırsa ) onlar aya giderken biz şehir içnde kaybolmaya devam ederiz. (Tamam sevgilim telefonu açmadı diye ben kaybolmam; ama beni de uyku da tutmaz, sabahı sabah ederim. Ayrıca ben onu çok özledim ve ee… öhm)

Öhm.. Ne diyorduk ?

Bir de bu cami kelimesi var. “Camisi” yerine sıklıkla camii hatta camiî yazılması yetmiyormuş gibi bazen cami yerine bile camiî kullanılıyor. Kelimenin doğrusu CAMİ. Ama sonuna getirilen –i takısı konusunda TDK bile –i ( camii) ve –si ( camisi) takılarını birlikte veriyor.

Geçenlerde kaparo sözcüğüne takıldım. TDK’nın evimdeki sözlüğünde ( 8. Baskı) kelime “kaparo” olarak veilmiş ama internet sitesinde “kaporo” olarak geçiyor. Genellikle “kapora” olarak kullanımı da yaygın. Diğer sözlüklerle ve etimolojisine de bakında KAPARO oy birliği ile önde. TDK’ye konuyla ilgili bir mesaj da yazdım ama henüz ses sadâ çıkmadı.

Bu arada kelimenin doğrusu “sadâ” değil SEDÂ 🙂

Son olarak askere gidenlere dilenen şeye ilgili birkaç şey söylemek istiyorum. Hadi kendinizi sınayın bakalım : TESKERE mi TEZKERE mi dilersiniz ?

“Hayırlı teskereler canım kardeşim.” mi yoksa “Hayırlı tezkereler olsun ağabey.” mi ?
Eğer “teskere” dilediyseniz ve karşı taraf “Sana olsun o teskere, hıyar herif !” derse sakın kızmayın. Çünkü siz ona “sedye” dilemiş olduğunuz. Hani “tez vakitte vurulursun inşallah“ gibi bir şey. Dilemeniz gereken şey ( aslında gönlünüzden geçen) TEZKERE idi.

Tabi, Allah muhtaç etmesin ama ihtiyaç olduğunda sedyeyi de tez vakitte bulurlar umarız ki.

Eh, bu sefer ki gevezeliğim de bu kadar işte.

Bizde adettir birinin yanlışını söylerken, başka şekilde de bir sürü yanlış yapılır. Muhtemeldir ki ben de muhtelif hatalar yapmışımdır başkalarınınkileri düzelteyim derken. Affola. Yazım hataları dışındakileri açıklamalarıyla/kaynaklarıyla bildirirseniz hem hemen düzeltirim hem de memnun olurum

Yazı biterayak bir şey daha eklemek isterim. Piyasada bir sürü “doğru yazalım, doğru konuşalım” türü kitap var. Üstelik bunların hepsi de gerçekten dilimize çok emek vermiş işini çok iyi bilen insanlar tarafından yazılmış/derlenmiş. Ama bazılarında belli konularda çelişkiler görülüyor. Üstelik TDK’nin önerdiğinden çok daha mantıklı gelen ya da daha sağlam temellere dayanan açıklamalarla.

Ben bazen ikilemde kalıyorum. (Aslında okurken muallakta kalıyorum da yazarken ikilemde kalıyorum. ) İfadelerini sevdiğim, düzeltmelerinden çok şey öğrendiğim, tarzını örnek aldığım bir yazarın bir açıklaması TDK ile çelişiyor ve üstelik onunki doğru geliyor. Ne yapmak lazım ?

Şöyle düşünüyorum : “Herkes bir yazarı doğru belleyip onun söylediklerini benimser ve kullanırsa, birlik sağlanamaz, iş iyice çorbaya döner. O yüzden çelişkili durumlarda TDK’yi doğru kabul ediyorum. Zira şüpheye düşen birisinin başvuracağı kaynak da büyük ihtimalle TDK’dir.”

Peki siz TDK kısaltmasını, nasıl okuyorsunuz ?

Share Button

Dilmiz : Fabrikadan Halka Satış

Bu ifadeyi ilk duyduğumda “Halka fabrikası mı ? “, “Ne halkası ?” gibi bir şey düşünmüştüm sanıyorum. Sonra bu kelime üreyip de her yerde kullanılmaya başladığında da “Memekette ne çok halka fabrikası varmış.” gibi bir şey düşünmüştüm.

Tabi ki “outlet center” den çok daha iyi ve doğrudur; kullanılması gereken budur. Ama neden “halka” diye bir ayrıntıyı da eklemişler bir türlü anlayamıyorum.

Ülkemizde görevli ya da turistik amaçla bulunan ve bizim halkımızdan sayılmayan kişilere satış yapmıyorlar mı ? “Siz gidin kendi ülkenizin halka satış mağazasından alın, burası bizim halkımıza satış mağazası” mı diyorlar talep edildiğine. E hayır tabi ki.

Bu ifadenin kökeni sanıyorum ki “Fabrikadan direkt satış yapıyoruz”, (yani daha ucuza veriyoruz, araya bir sürü aracı, taşıyıcı, falancı feşmekancı girmiyor )mesajını, ticari anlamda cümle içinde kullanıldığında daima iyimser ve koruyucu anlam ifade eden “halk” kelimesiyle de birleştirerek sempatik görünüşlü ticari bir ortam sağlama güdüsüdür.

Halk kelimesinin dimağlarda oluşturduğu iyimser anlamdan prim yapmak isteniyor sanırım.

Halk demişken, son zamanlarda bu kelimenin bir de “hâlk” şeklinde ince a ile kullanımına tanık oldum. Ülkemizin yakından tanıdığını bir sanatçı, jüri üyesi olarak katıldığı bir yarışma programında, mevcut yaşından daha yaşlı kişilerin bile bazen anlamadığı bir eski dille “karizma” sağlarken bu kelimeyi de “hâlk” şeklinde kullandı. Bana da bu durumda “iyi hâlt etti” demek kalıyor sanırım.

Share Button