Category Archives: Edebiyat

“Punduna getirmek”

“Punduna getirmek” sözündeki “pund/pundu” nun ne olduğunu merak ettim. İnternette de bir  açıklama bulamadım; genellikle herkes deyimin anlamını açıklamış falan…

Bulabildiğim tek mantıklı açıklamayı burada paylaşmak istedim :

“Pund” İtalyanca “nokta” anlamında gelen “punto”dan dilimize girmiş. Deyimin içindeki nokta olarak kullanılması da “zayıf nokta” anlamında.

Kaynak : Nişanyan Sözlük

Küçük Prens – Antoine de Saint-Exupéry (1943)

Kimi eserlerin çok abartıldığını düşünmüşümdür yıllardır. Üretildiği zamanda çok anlamlı, çok muhteşem şeyler olabilirler belki ama sonra “klasikleşmiş” ve önemini yitirmiş oluyorlar.

Ama sırf “klasik” olduğu için belli bir çevre tarafından sürekli okunması/izlenmesi/görülmesi vb. şekilde öneriliyor ve bunu yapanların da hepsinin koşulsuz olarak beğenmesi gerekiyor. Beğenememek mümkün değil gibi bir durum var ama bu bence tam da “Kral çıplak.” durumu.

Neyse, Küçük Prens bence çok ama çok sıradan bir kitap. 200 dile çevrilmiş ve milyonlarca satmış bile olsa, benim için öyle.

Arada aforizma tarzında bazı laflar var. Sanki yazar bunları bulmuş ama direk yazmak istememiş, bir hikayeye sığdırayım deyip çalakalem bir şey karalamış gibi.

Yolda birisiyle karşılaşıp “günaydın” ile başlayan muhabbetler “Böyle Buyurdu Zerdüşt”te ki hikayelerin kalıplarına benziyor. 6 gezegendeki hikayeler, 7 ölümcül günaha atıfta bulunuyor ama çok basit.

O kadar sevmedim ki kitabı, milyonlarca okuyucu yanlış düşünüyor diye düşünmekten kendimi alamıyorum.

Neyse işte, sevmedim kardeşim 🙂

REKLAMLAR ve YARATICILIK

Taktım reklamlara ben. Normalde seyrettiğim kanallarda pek az denk gelirim. Ama bu sıralar daha fazla izliyorum. ( Tamam itiraf ediyorum, yazacak malzeme çıksın diye işte…)

Reklam niye yapılır ? Sanıyorum ki yeni bir ürünü tanıtmak ya da var olan bir üründeki yeniliklerden, gelişmelerden, kampanyalardan haber vermek için olmalı. Tabi ki dikkat çekici, akılda kalıcı, ürünü cezbettirici olmalı gibi bir takım vasıfları da olmalıdır sanıyorum. Ama çok ürün var ve sanıyorum fikirler de bir yerden sonra tükeniyor.

Mesela son günlerde dikkatimi çeken bir reklam var, siyah beyaz bir çekim, hatta efektle renkler biraz daha çizgi roman ( günah şehri ? ) havasına büründürülmüş. Bir adam eski model bir araba kullanıyor bir yandan da aklında “onu gördüğümden beri vaz geçemiyorum, sadece onu düşünüyorum, onsuz ne yaparım” gibi şeyler geçiriyor. İnsanın aklına ilk olarak bir hatun kişi geliyor ama onun da reklamı olmaz ki yahu. Neyse iki üç kelam sonra ürün ortaya çıkıyor : adamın elinde tuttuğu bir çikolatalı gofret.

Av / Michael Capuzzo – Meraklısı için notlar

Yazar :Michael Capuzzo – Fotoğraf / Diğer kitapları (Türkçe yok)
Çevirmen :Zeynep Yeşiltuna
Yayınevi :Martı Yayınları
Kitabın Orijinal İsmi: The Murder Room

Sorular – Edebiyat Alemi

Birden aklıma gelen bir kaç soru. İlginç bulacağınızı umarım.

Soruların cevapları hemen altlarında beyaz olarak yazılmıştır. Boyayarak görebilirsiniz.

1. Halikarnas Balıkçısı olarak bilinen yazarımızın gerçek adı nedir ? Adı hadi neyse de, soyadını doğru biliyor musunuz bakalım.

Odamın kapısında iki kişi, nereden akıllarına estiyse, Halikarnas Balıkçısının soyadını tartışıyorlardı Karaağaçlı mı, Kabaağaçlı mı diye. Oradan esti aklıma, ilginç olduğunu düşündüğüm bir kaç soru sormak istedim. Sorunun cvabı : Cevat Şakir Kabaağaçlı

2. Ümit Yaşar Oğuzcan’ın oğlu ile ilgili bir şeyler biliyor musunuz ? Adı nedir, Galata Kulesi ile bağlantısı nedir, onun için şiir yazmış mıdır ?

Ümit Yaşar’ın Galata Kulesi isimli şiiri

“6 Haziran 1973
Pırıl pırıl bir yaz günüydü
Aydınlıktı, güzeldi dünya
Bir adam düştü o gün Galata Kulesinden
Kendini bir anda bıraktı boşluğa
Ömrünün baharında
Bütün umutlarıyla birlikte
Paramparça oldu
Bir adam düştü Galata Kulesinden
Bu adam benim oğlumdu ”

diye başlar. Hikakeyi bilmeyenler için ciddi bir tokat gibi çarpar bu bendin son iki dizesi insanın yüzüne. İsim için de aynı şiirin son bendini gödereyim.

“6 Haziran 1973
Galata Kulesinden bir adam attı kendini
Bu nankör insanlara
Bu kalleş dünyaya inat
Şimdi yine bir ninni söylüyorum ona
Uyan oğlum, uyan oğlum, uyan Vedat. ”

3. Orhan Veli nasıl ölmüştür ?

Beyin kanamasından ölümüştür. Ama tabi benim asıl dile getirmek istediğim ” belediyenin açtığı bir çukura düşerek” cevabıydı. Üstad Ankara’ya bir ziyaretinde gece vakti çukura düşmüş. Başına aldığı darbeyi önemsemeyerek ilgilenmemiş, bir kaç gün sonra İstanbul’da br arkaşadışının evinde fenalarşarak hayatını kaybetmiştir.

4. “Maraşlı Şeyhoğlu Satılmış” hangi eserde geçer ?

Han Duvarları

5. İmzası sigara içen, şapkalı bir adamın profiline benzeyen şairimiz kimdir ?

Cemal Süreya

6. Eski inanışta kitapların kurtlanmasını ve zarar görmesini engelleyen bir cin olduğu rivayet edilirmiş. Her kitabın başına “ya…” diye bu cinin adı yazılırmış. Bu cinin adı nedir ?

Kebikeç

7. İçinde hiç e harfi bulunmayan bir kitap vardır, adı nedir, kim yazmıştır ? (Türk yazar)

Bahsettiğim kitabın adı “e’siz potkal” Ersin Tezcan tarafından yazımıştır. 1997 yılı Aralık Ayında “e yayınları” tarafından yayımlanmıştır.

8. Özdemir Asaf ile Beyaz’ın ( Beyazıt Öztürk) ortak özelliği nedir ? 🙂

Sözlü iletişimde r harfini kullanmazlar.

9. “İki yoktan ne çıkar fikredelim bir kerre” dizesinde ismi ( mahlası) saklı olan divan şairi kimdir ?

Nâbi. “İki yok” derken eski dildeki yokluk/olumsuzluk anlamı veren ekleri kastetmiştir. na ( natamam, namüsait) ve bi ( biçare, bikarar)

10. Cemal Süreya ve Süreyyya Evren isimleri arasında Y harfi ile iligli olan bağlantıyı biliyor musunuz ?

Cemal Süreyya bir arkadaşıyla girdiği bir iddia sonucnda adındaki bir harfi atarak Cemal Süreya olmuştur. Bunu “Elma” isimli şiirinin son dizesinde “Adımın bir harfini atıyorum” diyerek dile getirir. Yıllar sonra Süreyya Evren isimli yazar ise “ben de bu y yi alı adıma eklerim diyerek” Süreyyya Evren olmuştur.

Dört ve Cıhar Üzre


Dört bildiğimiz dört değil mi efendim. Peki cıhar nedir ? O da bildiğimiz dört, dördün Farsça olanı. Daha doğru okunuşuyla “çehar”.

Nereden biliriz efendim biz bu dörtcıharı, tavladan. Neresinden, 4-4 (::-::) gelmesinden. Ayrıca cıharıyek ( 4-1), cıharıdü (4-2), cıharıse (4-3) ve şeşcıhar (6-4) gibi kullanımlarına da aşinayızdır, en azından biz tavlacılar 🙂 5-4’e de penccıhar mı denir cıharüpenc mi denir bilemedim şimdi. Hiç atmamışım herhalde tavla hayatım boyunca 🙂

Tavla severlerin gayet iyi bildiği, bilmeyenlerinse genellikle merak ettiği üzre tavlada sayılar, 1’den 6’ya kadar Farsça karşılıklarıyla yek, dü, se, cıhar, penc, şeş olarak adlandırılırlar.

Ama ben bu gün 4 ü seçtim sizlere, 4 ün cıhar olanını. Zira biz bunu ne çok kullanıyormuşuz da aslında haberimiz yokmuş.

Mesela çarşamba. çehar+şembe. Şembe, “gün” demek, çehar malumunuz. Yani dördüncü gün. E hemen arkasından da beşinci gün mü geliyor o zaman ? bakalım : perşembe = penc+şembe. Evet hesap doğru.

E iyi de çarşamba 4. değil 3. gün diyeceksiniz. İyi de o şimdi öyle. “Gün”ün “şembe” olduğu zamanlarda ilk gün pazarmış efendim.

Peki başka nerede var bu çehar.

Soldan sağa 3 harfli, bayramlarda tören alanlarında kurulur. Nedir? Evet “tak” diyenleri tebrik ederim. Kelime anlamı “kemer”. Peki çehar+tak dersek. Oldu size “dört kemer”. Yani bizim “çardak”. 4 kemerden oluşan yapı yani.

Peki yine 3 harfli, çivi. Nedir ? “Mıh” diyenleri tebrik ederim yine. Çehar + mıh = çarmıh. 😉

Peki ya çarşı ? Sizce o da mı 4 ile alakalı. Bakalım Farsça “su” ne anlama geliyormuş : “taraf, yön”. çehar+su = 4 taraf, alan, agora. Evet bu da bizim 4 🙂

Bir de çerçeve var. Çöp deriz ya evendim ince tahta çubuklara. İşte çerçeve neden yapılır 4 adet çubuktan : çehar+çübe

Peki ya çeyrek. Neydi efendim tavlada 1 : yek. Eh işte “çeharyek” yani dörttebir, yani çeyrek.

Tamam şimdi gözünüzün önüne bir dansöz getirin. Tamam şimdi bakınca ne görüyorsunuz ? Hayır daha yukarı, öhm beyler daha yukarı lütfen. Biraz daha yukarı. Hah işte ellerinde ne var :zil. ( bu dansözlerin elleri de oluyormuş demek 🙂 ) Kaç tane zil var 2 çift yani 4 tane. 4 parça yani. yani çehar+pare = çalpara.

Peki ya çarşaf ? Cehar + şaf diye ayırıp şaf ne diye düşünenlerinize inceden gülüyorum. Zira bu kelimenin kökeni “çaderşeb”. Çader örtü demek ( çadır’ın da kökeni) şeb ise gece. Yani gece örtüsü anlamında. Evet bunun bizim 4 le bir alaksı yok, dilbilim bu matematik değil ki 🙂 Tabi fark etmişsinizdir, burada bahsettiğimiz çarşaf, yatağa serilen çarşaf. Kıyafet olan çarşaf olsa olsa çadırdan geliyordur: çader+şeb. Ama sanırım burada “gece gibi karartan” anlamında.

Evet sosyal içerikli bir cümleyle konuyu bitirdim. Toplumsal dikkat çekmek için şart dediler, ne yapayım. 🙂

Bu etimoloji denen şeyi çok severim ben. Kullandığımız ve ne abuk sabuk şey bu böyle dediğimiz bir sürü kelimenin nereden geldiğini ve nasıl geldiğini öğrenmemiz açısından keyifli bir olay. en azından benim için böyle.

Siz hiç merak etmez misiniz masa neden masa ( yunanca aynı anlamdaki “mesa” dan geliyor) , kupa neden kupa ( italyanca saplı bardak alamındaki “coppa”dan), tiner neden tiner ( boya inceltici olarak ingilizce aynı anlamındaki “thinner”). Ya da ne bileyim künefe ile kenef kelimelerinin aynı kökten geldiğini bilmeniz bir şey değiştirir mi yemek alışkanlıklarınızda.

Veya bu adam neden bu kadar geveze, neden susması grektiği yerde susmuyor, yazıyı uzattıkça uzatıyor, hiç mi merak etmezsiniz.

Öhm…