ebced

ebced buraya düşer
ekimin sekizinde
yıl ikibinonyedi
gecenin tam üçünde
ankara hafif serin
bir kaç damla süzülür
kafamın tepesinde

olmasa şu hain ay
tek minik yıldız olsa
bir kaç damla nedir ki
ah şakır şakır yağsa

rüzgar biraz düdüklü
dallar sersem sepelek
üşüyoruz cümleten
çaktırmadan gülerek
uzakta gülen kızın
yanağına düşerek

bir şarkı olsa gece
adın geçse içinden
ah senin ruhun duysa

rüya da olsa olur
gelip değsem yüzüne
dalıp gitmiş gözüne
bir an kamaşma olsam
için tam ürperirken
gelip elini tutsam
düşüne girsem bir an
gözün gözüme gülse
yüzüm güler sabaha
senden gelen an buysa

elimi uzattım
yoksun
sen elini uzatsan
güzel gülüşlüm
ben orada olurdum oysa

Share Button

ebced

ekim daha çok yeni
hem de yağmur da yağdı
ankara province acep kime ağladı
çok yalnız kalabalıklar var
çok sevişmesiz sevgiler
ve çok sevgiler
sevişmesiz
duyulmayacak kadar görülmeyecek kadar
dokunulmayacak kadar
koklanmayacak kadar
hissedilecek kadar
uzak
özlenenler

bitmeyecek diye korkulan geceler
tez vakitte bitsin diye beklenen günler
sadece gecede
karanlıkta kurulan düşler
omzumda bir baş
boynumda bir el
tenimde bir koku
bunlar çok zor işler

yalnız ve ağlamasız ekim
hem üstelik çok yeni
yıl ikibinonyedi
yağmur yağarken baktım fotoğrafına
bir şarkı mırıldandım
sesim yağmuru yedi

Share Button

ebced

dibindeyim yerin
adına metro diyorlar
üç beş tek içiyorsun
laf etmesen duymuyorlar
evine götürüyorlar
hayvan gibi bir haziran gecesi
aylardan ikibinonaltı
yıl
bildiğin salı
ter akıyor kıçından
silmiyorlar
dibindeyim yerin
adına metro diyorlar
üçkuruşa lacivert gökyüzleri veriyorlar
iki daha versen
plüton senin
adımı yol kenarına yazmışlar
deliler ağlıyor
veliler bilmiyorlar
ankara’nın bir yeri
adım adından geçmiş
sûr üflemiş cebrail
duymuyorlar

gözlerinin rengine çalıp söylemiş keman
şarkı sanmış ağ-ı yar
bilmiyorlar
ahir yıl bu zamanlar
bilmezken sesim seni
şarkıları ağladım
geceler ay ışığ’na
şimdi yeni yıl diye
sanki bin ecel geçmiş
gömülmüş naaşım gibi
toplanmış ağlıyorlar

deli oldum
bilmediler
sükûtum geceye şerh
okuyunca alemi
ismini duymuyorlar

sefasını dem sürmüş
kara bir koyunum ben
elimden velî tutmuş
deliye sayıyorlar

içimde bin ben öldüm
yağmur ile yıkandım
adımı zikr eyleyip
bana mı ağlıyorlar

ağyar kime teşneyse
sâbâdan çalsın keman
gül kokladım bu gece
adını bilmiyorlar

Share Button

deyiş

evim
sar beni
koynunda uyut
değmesin gözüme
şu kara bulut
demesinler bana
sen şimdi unut
ölmesin ne olur
içimde umut
evim
sar beni
koynunda uyut
başını koluma yasla
bir an olsun elimden tut
kokumu kokla
evim ağlatma beni
koynunda uyut
ellere gitme
evim
elimi tut
koynunda uyut
değmesin gözüme
şu kara bulut

Share Button

z

Gelecektim aslında bu gece, çok gelesim vardı
ama kalabalıktı etraf
olmadı, bırakmadılar.
Ellerimden tuttular, gözlerimden , saçlarımdan
elleriyle tuttular, gözleriyle, saçlarıyla;
sonra polis vardı, kızgın ve sert
otur dedi, oturdum;
göndermediler.
Gece, bir ara, bir su gibi aktı ellerimden
yağmurun çıplağına vurasım vardı yüzümü,
çıkıp koşasım vardı oraya doğru,
koşup saklanasım vardı saçlarının arkasında
maviye kesen bir sigara dumanıyla;
ama olmadı, bırakmadılar.
Sen beyaz ve kirpikli
ve bir sabah gibi geçmişin kara gecelerinden doğan
el kadar bir aydınlık;
sen orada
yeni öğrendiğim yalnızlığınla.
Ah ! Nasıl gelesim vardı, katılasım, kaybolasım;
ah çok kalabalıktılar, bırakmadılar.

8.Eylül.2011 – Ankara

Share Button

Hamursuz Bayramı

Pesah, Fısıh veya Hamursuz Bayramı.

Bir Yahudi bayramı ve festivalidir. Mısır’da kölelikten kurtarılan Antik İsraillilerin göç hikâyesini anar. Pesah, Yahudi takvimindeki Nisan ayının 15. günü başlar, bu tarih Kuzey Yarım Küre’de bahara denk gelir ve bayram 7 veya 8 gün kutlanır. Yahudi bayramları arasında en çok kutlanan bayramlardan biridir.

Göç anlatısında, kutsal kitap, Tanrı’nın; on belayı Mısırlıların üzerine musallat ederek, İsrail Çocuklarını kölelikten kurtarılmasına yardım ettiğini belirtir. On belanın sonuncusu, her evde ilk doğan çocuğun ölmesi olduğundan, İsraillilerden evlerini kuzu kanıyla işaretlemeleri istendi. Böylece, bu son bela onların evlerine dokunmadan üzerlerinden geçecekti. Belalarla başlayan bu hikaye ve göç, hamursuz bayramının kökenini oluşturdu.

Bayramın adının tam olarak nereden geldiği üzerine tartışmalar olmasına rağmen genelde inanılan hikaye; Firavun İsrailliler’i özgür bıraktığında, İsrailliler, ekmek hamurunun mayalanmasını beklemeden terk ettikleridir. Bunu anmak adına, Hamursuz Bayramı boyunca mayasız ekmek yenir. Bayram bu nedenle “ Mayasız ekmek yeme Festivali” olarak adlandırılır Matza (düz mayasız ekmek) hamursuz bayramının sembolüdür.

Share Button

Simon Kimbangu

kimbangu12 Eylül 1887 – 12 Ekim 1951

Hristiyan peygamber Simon Kimbangu Zaire’nin bahsında 1887 yılında doğdu. 1915’te misyonerler tarafından Vaftizciliğe
kazandırıldı, birkaç yıl din öğretmeni olarak çalışıp, insanlara Vaftizciliği öğretti. Bir gün Tanrı ona göründü ve vaaz vermesini söyledi. Bu olaydan soma, kendi köyü Nkamba’ da kendisine getirilen hasta bir genç kadını dua edip ellerini
onun vücudunun üstünde dolaştırarak iyileştirdi. Körlüğü tedavi etti. Ve bir defasında, ölmüş bir çocuğu dirilttiği bile söylendi. İnsanları mucizevi şekilde iyileştirdiğine dair söylentiler yayıldı ve her gün Nkamba’ya binlerce insan akın etmeye
başladı.

Adı “konuşması istenen” anlamına gelen Kimbangu, yeni Hristiyan olan kişileri asla vaftiz etmiyor, en yakın misyoner kilisesine yolluyordu. Ama ülkeyi sömürgeleştiren misyonerler onun yandaşlarını ne yapacakları konusunda fikir
ayrılığına düşmüşlerdi. En düşmanca tepki Kimbangu’yu baş belası olarak gören Roma Katolik Kilisesi’nden geldi.
Popülerliği artan Kimbangu, Tanrının Afrikalıları sömürgeci Belçika hükümetinden kurtaracağını söylüyordu. İnsanlar
çalışmayı reddediyor, hastaneler hasta kabul etmiyordu.

Kimbangu’nun konuşmasını dinlemek için çok büyük kitleler toplanıyordu. Halkın ayaklanmasından korkan hükümet, başkentin sokaklarına makineli tüfek mevzileri kurdu. Avrupalı misyonerlerin tutumunda bir kıskançlık öğesi de vardı.  Misyonerlerin Afrikalı tebaası yıllarca onlara ve inançlarına kuşkuyla yaklaşmış, beyaz adamın Kutsal Kitabın gerçek sırlarını kendine sakladığına inanmıştı. Kimbangu, Hıristiyanların Tanrısının yerel Tanrı Nzambi ile aynı Tanrı ve kendisinin de ngunzi yani peygamber olduğunu iddia ederek Hristiyanlığı Afrikalılara açtı.

Doğaya karşı olağanüstü bir yaklaşıma sahipti, maymunları insanın primat kuzenleri olarak görüyor ve onlara saygı duyuyordu. Kimbangu, yandaşlarının öteki primatları öldürmesine izin vermiyordu. Öteki primatlarla atalarımız ortaktı, bu yüzden bir maymunu öldürmek cinayetten farksızdı. Kimbangu ormanda kendi başımızın çaresine bakmak zorunda olduğumuz zaman kuzenlerimizin hareketlerine öykündüğümüzü söylüyordu. Hayatta kalmak için, onların yaptığı gibi yiyecek toplamak, aslında onlar gibi olmak zorundaydık. Kimbangu, insanlarla hayvanları birleştirmenin Tanrının planının bir parçası olduğunu öğretiyordu.

Günün birinde aslanla koyun koyuna barış içinde uzanıp yatacak, doğaya kibirle muamele etmeyecektik. Vahşi hayvanların
etinin yenmesine ve başka pek çok yerel geleneğe karşı çıkıyor, Tannnın çokeşliliğe, erotik dansa, kötü amaçlarla yapılan büyücülüğe ve tamtamlara kızdığını ilan ediyordu. Yandaşlarının bu kısıtlamaları hiç yakınmadan kabul etmesi misyonerleri çok şaşırtıyordu.

Protestan ve Katolik misyonerler bir kereye mahsus olmak üzere işbirliği yaphlar. Birlikte çalışarak Belçikalılan peygamberi tutuklayıp hapse atmaya ikna ettiler. Kitlesel bir toplanhda onu kaçırma girişimi başarısız oldu, ama bu olaydan
sonra Kimbangu gidip otoritelere teslim oldu. Kırbaçlandı ve ölüm cezasına çarptırıldı, ama hüküm, Belçika Kralı tarafından
ömür boyu hapse çevrildi. On iki “havarisinin” ve yandaşlarının onun öğretisini yayması yasaklandı. Kimbangu Ekim 1951’de ölmeden önce otuz yıl hapiste çürüdü. Ama bugün 12 milyon yandaşı olduğu ve bu insanların onun öğretisine
inandığı söylenmektedir.

Share Button

Mokşa

Sanskritçe’de özgürlük anlamına gelen Mokşa veya kurtuluş anlamına gelen Mukti terimleri ölüm ve yeniden doğum çemberinden kurtuluşu tanımlar.

Bu, aslında, kesintisiz süren yeniden doğuş döngüsünden kurtulmanın yoluydu. Eğer kişi yaşamı boyunca mokşayı başaramazsa, layık olduğu bir başka biçimde yeniden doğardı. Mokşa eylem (karma), bilgi (jnana) ya sadakat (bakti) ile başarılabilirdi. Sadakat çoğu zaman pujalar (genellikle tapınak ayinleri sırasında gerçekleştirilen tapınma ve kurban sunma eylemleri) kanalıyla kurtuluşa ulaşmanın alışılmış yoluydu.

Share Button

Upanişadlar

Upanişad, Hinduizm’in felsefi ve daha çok mistik yapıdaki kutsal kitaplarıdır, Şruti kategorisinde yer alırlar. Anlamı “yanıbaşına oturmak”tır. Bu metinler geçmişte Hindu rişilerinin (“peygamberlerin”) öğrencilerine öğrettiği gizli bilgilerdi, Vedalar’ın sonu (Vedanta) ve tamamlayıcısı olarak görülürler.

200’ün üzerinde Upanişad vardır ama Muktika Upanişad, yalnızca 108 Upanişad’ın ismini listeler, bu nedenle “resmî” upanişad sayısının 108 olduğu söylenebilir. Bir Hindu efsanesine/inanışına göre Upanişadların toplam sayısı eskiden 1180 idi ama zamanla çoğu kayboldu ve elimizde ancak birkaç yüz Upanişad kaldı.

En eski Upanişadlar Brihadaranyaka Upanişad ve Çandogya Upanişad’dır, bu iki Upanişad MÖ 800-700 yılları arasında yazılmıştır. Kaushitaki Upanişad, Taittiriya Upanişad, Kena Upanişad, Aitareya Upanişad, Mundaka Upanişad, Katha Upanişad da Upanişad edebiyatının eski örnekleridir ve Budizm öncesi dönemde MÖ 600-500 yılları arasında yazılmışlardır.

Daha sonra, olasılıkla Budizm döneminden hemen önce veya Buddhizm döneminde yazılan Svetasvatara, Maitrayani, İşa, Prasna ve Mandukya Upanişad’ı da eklenirse Hinduizmin bütün mezhepleri ve okullarınca kabul edilen 13 temel Upanişad listesi ortaya çıkar. 13 temel Upanişad Hindu felsefesinin ve mistisizminin en büyük ve en önemli kaynağıdır.

Bu Upanişadlara 8. yüzyılda yaşamış filozof Şankara tefsir niteliğinde metinler, yorumlar yazmıştır. Bu tefsirler Upanişadlar üzerine yapılmış en eski tefsir niteliği taşır. Geri kalan 95 Upanişad’dan 59’u bütün mezheplerde “vahiy” kategorisinde sruti olarak kabul edilen daha genç upanişadlardır. Bunlar, 13 temel Upanişad’ın değindiği konular hakkında daha detaylı açıklamalar yapar, 13 Upanişad’ın dışındaki en önemli Upanişadlar’dan bazıları Maha-Narayana, Adhyatma, Mandala Brahmana, Nada-Bindu, Dhyana-Bindu, Subala gibi Upanişadlardır bunların da İsa’dan önceki dönemde yazıldıkları düşünülmektedir. Son kategoride olan 36 upanişad ise tamamen mezhepseldir. 36 upanişad’tan 14’ü Saivism mezhebine, 13’ü vaishnavism mezhebine, 9’u shaktism mezhebine aittir.

Bütün upanişadlarda üzerine basılarak öğretilen temel öğreti, bütün evrenin Tanrı olduğu, insan ruhunun da (Atman) aslında Tanrı’nın bir parçası olduğu ve öldükten sonra su damlasının okyanusla birleşmesi gibi insanın da Tanrı ile birleşeceği, onda özümlenip Tanrı’da yok olacağı onunla bir olacağı doktrinidir.

Share Button

Agni

Hint mitolojisinde ateş tanrısı. agni

Share Button