uykusuzluk üzre yazılmıştır 1

gözümden akan uyku nereye kaçtın
madem kaçacaktın ben neden yattım
sen kaçıp gidince ben bana kaldım
gökte yıldızları sayar dururum

kapadın gözümü uyudum sandım
içim geçti sanki buna inandım
sen de kaçıp gittin sana da kandım
eski hallerimi anar dururum

azmak’ın kıyısı serin esiyor
sinekler sokmuyor sanki dikiyor
yanlış okuyanlar şimdi gülüyor
pembe noktaları kaşır dururum

cihangir gözünü kapa uyursun
hatta bir de horla cümlesi duysun
şuna sarılayım şu şurda dursun
yastıkla yorganı koklar dururum

Ağustos.2017 / Akyaka, Muğla

Share Button

Etimoloji Sohbetleri

Pişmaniye ve Paşmina aynı yerden geliyor; Farsça yünlü kelimesinden.

Koskoca Aleksandır, Arapça’nın el/al takısına kurban gitmiş. Biz sanmışız ki Araplar al-İskender diyor, al’ı atmışız, İskender bize kalmış. E kebabı nereden uydurmuşuz. Uydurmamışız, bulan adam bulduğuna kendi adını vermiş.

Maydanoz, bize Arapça’dan, onlara da Yunanca’dan geçmiş. Atası “Makedonya otu” anlamındaki makedonísion kelimesi.

Yunanca kolpos  kelimesi kucak demek. Denizi kucaklamak anlamından, koy kelimesini üretmişler; korfos demişler. Biz de alıp körfez yapmışız.

Eski Yunanca’da kalkmak, yükselmek anlamında tolle /tol fiili var. Bir de yukarı anlamında ana kelimesi. Yunanlılar durdukları yerden doğuya doğru bakmışlar ve güneşin oradan doğduğunu (kalktığını) görüp anatoli demişler. Biz de bunlar bize ne diyor deyip bunu alıp anadoli > anadolu yapmışız.

Fransızlar da bakmışlar güneş bizim buralardan kalkıyor, bizim kalmak fiilimiz “lever” deyip buradan doğu ülkeleri anlamında “levant” kelimesini üretmişler. Doğuya ait olan şeylere de “levantin” demişler. Bizim levanten yani. Bu arada söz konusu lever fiilinden “kaldıraç” da levier; bizim levye yani. Havada durmak anlamında levitasyon da aynı köten evet.

1800’lü yıllarda İrlanda’da, Toprak Birliği adı altında bir uygulama başlamış. Charles Cunningham Boycott diye biri “Ben tanımıyorum bu kararları birader”  deyip uymama kararı almış. İngilizler daha önce böyle bir şeyler karşılaşmadıkları için bu işe söyleyecek laf bulamayınca adamın soyadından  “to boycott” fiilini üretmişler. Türkler durur mu hemen yapıştırmış cevabı, kelimeyi alıp boykot yapmışız.

Yunanca kerato, boynuz demek. Boynuz takan adama kerata dememiz buradan geliyor. Bir de o boynuzu başına takmayıp ya da hem takıp, hem de yontup ayakkabı çekeceği yapan adamlar var. Orada da ürünün türü olan boynuz zamanla ismi haline gelmiş, çekeceğe de kerata demişiz. Şirin sevimli çocuğa neden kerata demişiz, pezevenk yerine mi ayakkabı çekeceği yerine mi bilemedim.

Tavlada zarı atıyorsunuz 4-4 geliyor hemen yapıştırıyorsunuz “dört cihar” diye. Cihar ya da cıhar, çahar nedir peki, e bildiğimiz dört; onun Farsçası.Tamam çehar cepte; devam edelim.

Hani Anadolu’da kenar süsü yapar kadınlar da ne derler “su işi”. İşte “su” kenar demek. Çahar+su = 4 kenarlı yer, bizim çarşı yani. ( Yıllardır böyle bilirim ama başka bir kaynak “su” yol demektir, çarşı da “dörtyol” demiş. Yolların birleştiği yer anlamında herhalde. Kenar daha mantıklı geliyor ama bilemedim. )

Hani parçalanır da eski elbise falan ne derler eskiler : “paralandı”. “Para/pare” aynen parça demek. çahar+pare =  çalpara. 4 parça dan oluşan dansöz zili.

Bayram seyran olur da tören yaparlar belediyenin alanında, oraya da tahtadan kemer kurarlar, hani “tak” derler. Ondan 4 taneyi kurarsanız ne olur çahar+tak = çardak

Mıh vardır değil mi, çivi anlamında. 4 tane mıh ne eder peki : çarmıh

Cumartesi günü Yahudiler için dinlenme günüdür biliyorsunuz, adı da “şabat günüdür.” Bu şabat kelimesi Farsça’ya şabba/şamba olarak geçmiş ve cumartesi gününü adı olmuş. Peki cumartesiden 4 gün sonrası ne olur çahar+şamba = çarşamba. Bu arada, tavlada 5 neydi, penc; 5. gün neymiş o zaman penc+şembe. Hayır şeş-şembe yok, diğer günlerin isimleri başka yerlerden geliyor.

Çöp deyince evin çöpü dışında aklımıza bir de ince dal gelir değil mi. İşte o dallardan 4 tanesi koyun bir araya çahar+çübe = çerçeve

Tavlada 1 neydi, yek. Dörtte bir, çahar+yek = çeyrek

 

4-5 maddeden fazla yazmayayım diyordum, daha da duramadım. Beğenirseniz devamı da gelir 🙂

Share Button

ber-

/ber-/ ön eki, Farsça’da ve Arapça’da önüne geldiği kelimeye, Türkçe’deki /-de/ son eki gibi  üzeri, üzerinde veya yukarı doğru hareket etme anlamı veriyor.

beraber, barabar : üstüste, denk, birlikte
bertaraf : başka bir tarafa koymak anlamında
bermutad : mutad ( Arapça, alışılmış) kelimesinden, alışıldığı üzere anlamında
berkemal : kemal ( Arapça, tamlık, kusursuzluk) kelimesinden, sorun yok, işler yolunda anlamında
berhava : havaya gitmiş, uçmuş, kaybolmuş ( berhava etmek/olmak : patlatmak / patlamak, ziyan etmek / ziyan olmak)
bergüzar : güdar ( Farsça, yol) kelimesinden, yolluk, yol hediyesi anlamında.
berduş : orijinal kelime haneberduş; hane (Farsça, ev), duş/döş ( farsça, omuz) evi omzunda yüklü anlamında
berdevam : devamlı anlamında

Ve işte bu yazıyı yazmama neden olan kelime :

berbad : bad (Farsça, rüzgar.  Kelimenin son harfi /ﺩ/ dal) yele verilmiş, rüzgar vurmuş anlamında. Zamanla kötü olan her durumu tarif etmek için kullanılmış. TDK güncel karşılığını 1. Kötü 2. Bozuk: 3. Çirkin, beğenilmeyen olarak vermiş.

berbat : bat ( Farsça, kaz. Kelimenin son karfi /ﻂ/ ta ) Bu kelimedeki ber ise göğüs anlamında. Kubbealtı Lugatı Büyük ve yuvarlak gövdesi kaz göğsüne benzetildiği için bu ismi alan, kopuza ve lavtaya benzer mızraplı çalgı olarak vermiş. Biraz arayınca yandaki fotoğrafı bulabildim de gözümde canlandı. Burhan-ı Katı sözlüğünde Kopuz’a verilen bir isim olarak da geçiyormuş.

İslam Bilgileri Ansiklopedisinde; Azerbaycan maddesi altında da bahsi geçmektedir. “Azerbaycan mûsikisi zengin bir enstrüman topluluğuna sahiptir. En çok kullanılan çalgılar tar, kamança, nagara ve zurnadır. Azerbaycan mûsikisinde çeşitli devirlerde kullanılmış başlıca enstrümanlar şunlardır: a) Telli çalgılar: Tar, saz, kamança, rebap (rübab), berbat, setar, tenbur, çeng, rûd. b) Nefesli çalgılar: Zurna, ney, tütek, mey, balaman (balaban), yassı balaman, tulum, nefîr, şeypûr. c) Vurmalı çalgılar: Gaval, nagara, goşa nagara, tebıl, sinc (zinc). Son zamanlarda garmon (akordeon) ve klarnetin de enstrümanlar arasına girdiği görülmektedir.”

Ayrıca /ber/ in kelime olarak farklı anlamları da var : 

Farsça : Yemiş, meyve, mahsul,
Berâver : Yemiş veren, meyveli
Berdar  : ( Farsça sahip olan anlamındaki -dar son ekiyle) Meyveli

Arapça : 1. Kara toprak 2. Hayır sâhibi, iyi amel işleyen, sâlih kimse.

Bir de Farsça “götürmek” anlamındaki burden kelimesinden “götüren” anlamında son ek olarak kullanımı da var :
Ambar : (Farsça birlikte, beraber anlamında ham/hem sözcüğünden) birlikte götürülen yer anlamında. 
Dilber:
Gönlü alıp götüren, güzel.
Emirber: Emir götüren.
Fermanber: Ferman götüren.
Rençber : ( Farsça, zahmet anlamındaki renç kelimesinden) zahmet götüren, emekçi.
Peyamber: ( Farsça, haber anlamındaki peyam kelimesinden) haber götüren, peygamber.

Share Button

ebced

beni benden çok seven
canlar yanında bile
içimden bağ’rıyorum
kadın senin adını

nasıl da abartılı
kahkahalar muhtemel
kimseye çaktırmadım
seni ağladığımı

sen’le hiç izlemedik
ama yağmurdan bile
seni çok üşüyorum
görseydin yağdığımı

sağ yanımda bir boşluk
inanmıyor soğuğa
keşke okşasa yine
dudağın sakalımı

sen sendin ben hayalbaz
değeyazdı gerçeğe
bu koku da mı yalan
saklarım yastığımı

elin elime değdi
omuzların sırtıma
çok gidiyor ağrıma
seni tutamadığ’mı

hem salak hem de yaşlı
sandım kendimi adam
duysa yıkılır dağlar
seni bağırdığımı

yanağımın çukuru
yok belki de ondandır
yar olamadım sana
diyemedim adını

güzelliğin bir yana
gülüşüne bayıldım
oğlanı demiyorum
bilemedim tadını

kimine çok bana az
acıtmıyorsun gibi
su koymadan içince
kör olası rakımı

uyuyup uyanırsın
üç beş güne bakarsın
ben kalan üç beş günüm
koydum oysa yoluna

karadeniz türküsü
gibi dedum şiiri
izin versen severdum
seni her bir kıyıda
uy
seni her bir kıyıda
seni her bir kı

Share Button

neolojizm

[ türenti, türetmecilir, uydurmacılık ]

Etimolojide yeni bir kelime uydurma, tıpta psikiyatrik hastalıklarda kişinin kendi dilini konuşurken kullanması gereken sözcükler yerine başka sözcükler kullanması anlamlarında kullanılan terim.

Share Button

ebced

ebced buraya düşer
ekimin sekizinde
yıl ikibinonyedi
gecenin tam üçünde
ankara hafif serin
bir kaç damla süzülür
kafamın tepesinde

olmasa şu hain ay
tek minik yıldız olsa
bir kaç damla nedir ki
ah şakır şakır yağsa

rüzgar biraz düdüklü
dallar sersem sepelek
üşüyoruz cümleten
çaktırmadan gülerek
uzakta gülen kızın
yanağına düşerek

bir şarkı olsa gece
adın geçse içinden
ah senin ruhun duysa

rüya da olsa olur
gelip değsem yüzüne
dalıp gitmiş gözüne
bir an kamaşma olsam
için tam ürperirken
gelip elini tutsam
düşüne girsem bir an
gözün gözüme gülse
yüzüm güler sabaha
senden gelen an buysa

elimi uzattım
yoksun
sen elini uzatsan
güzel gülüşlüm
ben orada olurdum oysa

Share Button

ebced

ekim daha çok yeni
hem de yağmur da yağdı
ankara province acep kime ağladı
çok yalnız kalabalıklar var
çok sevişmesiz sevgiler
ve çok sevişmeler
sevgisiz
duyulmayacak kadar görülmeyecek kadar
dokunulmayacak kadar
koklanmayacak kadar
hissedilecek kadar
uzak
özlenenler

bitmeyecek diye korkulan geceler
tez vakitte bitsin diye beklenen günler
sadece gecede
karanlıkta kurulan düşler
omzumda bir baş
boynumda bir el
tenimde bir koku
bunlar çok zor işler

yalnız ve ağlamasız ekim
hem üstelik çok yeni
yıl ikibinonyedi
yağmur yağarken baktım fotoğrafına
bir şarkı mırıldandım
sesim yağmuru yedi

Share Button

ebced

dibindeyim yerin
adına metro diyorlar
üç beş tek içiyorsun
laf etmesen duymuyorlar
evine götürüyorlar
hayvan gibi bir haziran gecesi
aylardan ikibinonaltı
yıl
bildiğin salı
ter akıyor kıçından
silmiyorlar
dibindeyim yerin
adına metro diyorlar
üçkuruşa lacivert gökyüzleri veriyorlar
iki daha versen
plüton senin
adımı yol kenarına yazmışlar
deliler ağlıyor
veliler bilmiyorlar
ankara’nın bir yeri
adım adından geçmiş
sûr üflemiş cebrail
duymuyorlar

gözlerinin rengine çalıp söylemiş keman
şarkı sanmış ağ-ı yar
bilmiyorlar
ahir yıl bu zamanlar
bilmezken sesim seni
şarkıları ağladım
geceler ay ışığ’na
şimdi yeni yıl diye
sanki bin ecel geçmiş
gömülmüş naaşım gibi
toplanmış ağlıyorlar

deli oldum
bilmediler
sükûtum geceye şerh
okuyunca alemi
ismini duymuyorlar

sefasını dem sürmüş
kara bir koyunum ben
elimden velî tutmuş
deliye sayıyorlar

içimde bin ben öldüm
yağmur ile yıkandım
adımı zikr eyleyip
bana mı ağlıyorlar

ağyar kime teşneyse
sâbâdan çalsın keman
gül kokladım bu gece
adını bilmiyorlar

Share Button

deyiş

evim
sar beni
koynunda uyut
değmesin gözüme
şu kara bulut
demesinler bana
sen şimdi unut
ölmesin ne olur
içimde umut
evim
sar beni
koynunda uyut
başını koluma yasla
bir an olsun elimden tut
kokumu kokla
evim ağlatma beni
koynunda uyut
ellere gitme
evim
elimi tut
koynunda uyut
değmesin gözüme
şu kara bulut

Share Button

z

Gelecektim aslında bu gece, çok gelesim vardı
ama kalabalıktı etraf
olmadı, bırakmadılar.
Ellerimden tuttular, gözlerimden , saçlarımdan
elleriyle tuttular, gözleriyle, saçlarıyla;
sonra polis vardı, kızgın ve sert
otur dedi, oturdum;
göndermediler.
Gece, bir ara, bir su gibi aktı ellerimden
yağmurun çıplağına vurasım vardı yüzümü,
çıkıp koşasım vardı oraya doğru,
koşup saklanasım vardı saçlarının arkasında
maviye kesen bir sigara dumanıyla;
ama olmadı, bırakmadılar.
Sen beyaz ve kirpikli
ve bir sabah gibi geçmişin kara gecelerinden doğan
el kadar bir aydınlık;
sen orada
yeni öğrendiğim yalnızlığınla.
Ah ! Nasıl gelesim vardı, katılasım, kaybolasım;
ah çok kalabalıktılar, bırakmadılar.

8.Eylül.2011 – Ankara

Share Button